ANONİM ŞİRKET GENEL KURULUNDA TOPLANTI YETERSAYISININ TOPLANTI SÜRESİNCE KORUNMASI

Proje Detayları

1.     ANONİM ŞİRKET KAVRAMI 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 329. maddesi uyarınca anonim şirket, “sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan; borçlarından dolayı yalnız malvarlığıyla sorumlu bulunan şirket” olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre anonim şirket, sermaye şirketlerinin en gelişmiş ve kurumsal yapıya sahip türünü oluşturur. Şirketin borçlarına karşı pay sahiplerinin sorumluluğu, yalnızca taahhüt ettikleri sermaye miktarı ile sınırlı olup, şahsi malvarlıkları ile sorumlu tutulmaları söz konusu değildir. Bu yönüyle anonim şirket, sınırlı sorumluluk ilkesinin en net uygulama alanlarından biridir[1].

Anonim şirketin tüzel kişiliği, şirket sözleşmesinin Ticaret Sicili’ne tescili ile doğar (TTK m. 335). Tüzel kişilik kazandıktan sonra şirket, hak ehliyeti kazanır ve üçüncü kişilerle hukuki ilişkiler kurabilir. Anonim şirketler, genellikle büyük sermaye gerektiren ve çok ortaklı yapılar için tercih edilen şirket türü olmakla birlikte, az sayıda ortakla da kurulabilmektedir. Bu esneklik, şirketin kurumsallaşma düzeyiyle birleşerek onu ticaret hayatında önemli bir aktör hâline getirmiştir.

2.     GENEL KURULUN YAPISI VE YETKİLERİ

Anonim şirketlerde üç temel organ bulunur: genel kurul, yönetim kurulu ve denetim. Bu organlar arasında genel kurul, şirketin en yüksek irade organı olup, pay sahiplerinden oluşur. Genel kurulun asli görevi, şirketin temel politikalarını belirlemek, yönetim kurulunun faaliyetlerini denetlemek ve şirketin geleceğine yön verecek stratejik kararları almaktır.

TTK m. 408/1’e göre:

“Genel kurul, kanunda ve esas sözleşmede öngörülen konularda karar almaya yetkilidir.”

Bu hüküm, genel kurulun yetki alanının yalnızca kanunla değil, aynı zamanda şirketin esas sözleşmesiyle de belirlendiğini ortaya koymaktadır. Esas sözleşme, genel kurulun hangi konularda yetkili olacağını ayrıntılı şekilde düzenleyebilir. Ancak TTK m. 408/2 hükmü gereği, genel kurulun bazı yetkileri devredilemez niteliktedir. Bu tür yetkiler, örneğin esas sözleşme değişiklikleri, yönetim kurulu üyelerinin seçimi, finansal tabloların onaylanması gibi konuları kapsar[2].

Genel kurulun yetkileri kural olarak sınırlı olup, yönetim kurulunun görev ve yetkileri üzerinde geniş bir müdahale yetkisi bulunmamaktadır. Bu durum, yönetim kurulunun görev ve yetki alanını güvence altına alan TTK m. 375 ile de uyumludur. Ancak TTK m. 408/3 uyarınca, esas sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça genel kurul, kanunen yönetim kuruluna verilmemiş olan tüm yetkileri kullanabilir. Bu hüküm, genel kurulun istisnai olarak yönetim fonksiyonlarına müdahale etmesinin mümkün olduğunu da göstermektedir[3].

Genel kurulda karar alma süreci, toplantı ve karar yeter sayıları çerçevesinde şekillenir. Pay sahipleri, oy hakkına sahip olmakla birlikte bu hakkı kullanabilmeleri için esas sözleşme, TTK hükümleri ve varsa özel kanun hükümlerine uygun hareket etmelidirler. Oy kullanma, pay sahipliğinden doğan en temel haklardan biri olup, şirketin karar alma mekanizmasına doğrudan katılımı sağlar.

Toplantıya katılan, ancak belirli gündem maddeleri hakkında oy hakkı bulunmayan ortaklar, karar nisabının hesabına dahil edilmezler. TTK uygulamasında, “hazır bulunan oy” ifadesi yalnızca fiilen toplantıya katılan değil, aynı zamanda oy hakkını kullanabilecek durumda olan pay sahiplerini kapsar[4].

 

3.     TOPLANTI VE KARAR YETERSAYILARI

Anonim şirketlerde genel kurulun hukuken geçerli şekilde toplanabilmesi ve karar alabilmesi için bazı niceliksel koşulların sağlanması gerekir. Bu koşullar, toplantı yetersayısı (nisabı) ve karar yetersayısı olmak üzere iki temel kavram çerçevesinde değerlendirilir. Toplantı nisabı, genel kurulun toplanabilmesi için gereken asgari pay sahipliği oranını; karar nisabı ise alınan kararların geçerli olabilmesi için gerekli olan oy çokluğunu ifade eder.

 

 

3.1. Toplantı Yetersayısı (Nisabı)

Toplantı nisabı, anonim şirket genel kurulunun hukuken geçerli şekilde toplanabilmesi için gereken sermaye katılım oranını ifade eder. 6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu’nda (eTTK), m. 372’de bu oran şöyle düzenlenmiştir:

“Umumi heyetler bu kanunda veya esas mukavelede aksine hüküm bulunan haller hariç olmak üzere şirket sermayesinin en az dörtte birini temsil eden pay sahiplerinin huzuriyle toplanırlar.”

Yeni TTK olan 6102 sayılı Kanun’un 418. maddesinin birinci fıkrasında bu düzenleme büyük ölçüde tekrar edilmiştir:

“Genel kurullar, bu Kanunda veya esas sözleşmede, aksine daha ağır nisap öngörülmüş bulunan hâller hariç, sermayenin en az dörtte birini karşılayan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin varlığıyla toplanır.”

Her iki düzenleme de anonim şirketlerde genel kurulların, esas sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça, sermayenin en az %25’inin temsil edilmesiyle açılabileceğini öngörmektedir. Ancak yeni TTK, eski düzenlemeden farklı olarak önemli bir yenilik içermektedir. 6102 sayılı Kanun’un 418. maddesinin aynı fıkrasının devamında yer alan şu cümle, uygulamada önemli sonuçlar doğurabilecek bir hüküm getirmiştir:

“Bu nisabın toplantı süresince korunması şarttır.”

Bu düzenleme ile Türk hukukuna, genel kurul toplantılarında toplantı nisabının yalnızca toplantının başında değil, toplantı süresi boyunca da muhafaza edilmesi gerektiği yönünde açık bir şart dahil edilmiştir. Oysa eTTK döneminde toplantı nisabının toplantı süresince korunmasına ilişkin herhangi bir açık hüküm bulunmamakta, uygulamada bu husus tartışmalı olmaktaydı[5].

 

 

 

3.2. Karar Yetersayısı (Nisabı)

Karar nisabı, genel kurulda gündeme alınan konuların geçerli bir biçimde karara bağlanabilmesi için gerekli oy çoğunluğunu ifade eder. Eski TTK’da karar nisabına ilişkin düzenleme şu şekildedir:

“Kararlar, mevcut reylerin ekseriyetiyle verilir.” (eTTK m. 378)

Yeni TTK’da ise aynı ilke sürdürülmüştür:

“Kararlar toplantıda hazır bulunan oyların çoğunluğu ile verilir.” (TTK m. 418/2)

Her iki hüküm de kararların basit çoğunlukla, yani toplantıda hazır bulunan oyların yarısından fazlasıyla alınabileceğini öngörmektedir. Ancak burada önemli olan, “hazır bulunan oy” kavramının, yalnızca toplantıya katılmakla kalmayıp oy hakkına sahip olan ve bu hakkı kullanabilen pay sahipleri için geçerli olduğudur. Oylamaya katılmayan veya o madde için oy hakkı bulunmayan pay sahipleri karar nisabının matrahına dahil edilmez[6].

3.3. Toplantı Nisabının Korunması Zorunluluğu ve Hukuki Sorunlar

6102 sayılı Kanun ile getirilen “toplantı süresince nisabın korunması” şartı, öğretide tartışmalara yol açmıştır. Zira bu düzenleme, toplantı başladıktan sonra pay sahiplerinden bir kısmının salonu terk etmesiyle, nisabın altına düşülmesi hâlinde, alınmış olan kararların geçersiz sayılması riskini doğurur. Bazı yazarlar bu durumu aşırı katı ve pratikte uygulaması zor bir düzenleme olarak nitelendirmiştir (Moroğlu, 2012, s. 87). Buna karşılık bazı yazarlar, bu hükmün pay sahipliği demokrasisini ve temsili adaleti koruyucu yönüne dikkat çekmiştir[7].

3.4. Karşılaştırmalı Hukukta Uygulama

6102 sayılı TTK m. 418/1’deki düzenleme, karşılaştırmalı hukukta benzerine pek rastlanmayan bir uygulamadır. Örneğin, İsviçre Borçlar Kanunu’nun (Obligationenrecht, OR) 703. maddesinde toplantı nisabına değil, yalnızca karar nisabına vurgu yapılmıştır:

“Genel kurul kararları, toplantıya katılan hissedarların oy çokluğu ile alınır.” (OR m. 703)

Benzer şekilde, Alman Anonim Şirketler Kanunu’nda (Aktiengesetz, AktG) 133. madde uyarınca:

“Genel kurul kararları, toplantıya katılan hissedarların basit çoğunluğu ile alınır.” (AktG §133)

Her iki hukuk sisteminde de genel kurulun toplanabilmesi için belirli bir nisap aranmaz; sadece karar alınabilmesi için yeterli çoğunluk aranır. Bu durum, Almanya ve İsviçre’de toplantı nisabı yerine doğrudan karar nisabı esas alındığını göstermektedir. Türk hukukunda ise hem toplantı hem de karar nisabının birlikte aranması yaklaşımı benimsenmiştir.

3.5. Ağırlaştırılmış Nisaplar

Her ne kadar TTK m. 418, “basit yetersayı”yı düzenlese de bazı kararlar için daha yüksek oranlar aranabilir. Bu gibi durumlarda ağırlaştırılmış yetersayılardan söz edilir. Ağırlaştırılmış nisaplar kanundan veya şirket esas sözleşmesinden kaynaklanabilir. Örneğin, TTK m. 421’de esas sözleşme değişiklikleri için farklı nisaplar öngörülmüştür. Bazı durumlarda, sermayenin %75’ini temsil eden pay sahiplerinin olumlu oyu aranır (TTK m. 421/3). Ayrıca TTK m. 151/1-a (şirket birleşmeleri), m. 173/2 (bölünme), m. 189/1-a (nevi değişiklikleri) ve m. 356/3 (denetçi atanması) gibi hükümler de ağır nisap örneklerindendir.

4.KARAR NİSABI, OY HAKKI VE ÇOĞUNLUK TÜRLERİ

Anonim şirket genel kurullarında karar alınabilmesi, hem şekli hem de maddi anlamda bazı hukuki koşullara bağlıdır. Bu bağlamda en temel unsurlardan biri, toplantı yeter sayısının ardından sağlanması gereken karar yeter sayısıdır. Karar nisabı, alınacak kararın geçerliliği için gerekli oy oranını ifade eder ve bu oran, esasen toplantıya katılan ve oy hakkına sahip olan pay sahiplerinin sayısına göre belirlenir. Dolayısıyla, sadece fiziki veya elektronik ortamda toplantıya katılmış olmak değil, aynı zamanda hukuken oy kullanma hakkının mevcut olması da zorunludur.

4.1. “Hazır Bulunan Oylar” Kavramı ve Oy Hakkının Sınırları

Karar nisabının tespitinde esas alınan unsur “hazır bulunan oylar”dır. Ancak bu ifade, yalnızca toplantıda fiziken veya temsilci aracılığıyla hazır bulunmayı değil, aynı zamanda gündem maddesine ilişkin geçerli bir oy hakkına sahip olmayı da kapsar. Oy hakkına sınırlama getiren bazı hukuki düzenlemeler bu noktada önem kazanmaktadır. Örneğin, Türk Ticaret Kanunu’nun 436. maddesi uyarınca, şirket yöneticileri kendi ibralarına dair oylamalarda oy kullanamazlar. Bu nedenle, oy hakkından yoksun olan paylar, karar nisabının hesabında dikkate alınmazlar. Bu durum, “hazır bulunan oy” kavramının niteliksel bir unsur taşıdığını gösterir[8] (Yasaman, 2020, s. 281).

Bu bağlamda, karar nisabı yalnızca toplantıda bulunanların değil, o anda fiilen oy kullanabilecek durumda olanların oylarının toplamı üzerinden hesaplanır. Böylece, karar nisabının matrahı daraltılmış olur ve alınacak kararın meşruiyeti artırılır.

4.2. Oy Çokluğu Türleri ve Sonuçları

Karar alınabilmesi için gerekli olan çoğunluk, her somut olayda farklı bir oy çokluğu türünün uygulanmasını gerektirebilir. Bu nedenle, Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan hükümler doğrultusunda ve genel kurallara uygun biçimde aşağıdaki çoğunluk türleri belirleyici olur:

 

a) Salt (Mutlak) Çoğunluk

Salt çoğunluk, kararın alınabilmesi için, oy kullananların yarısından bir fazlasının olumlu yönde oy vermesini gerekli kılar. Bu çoğunluk türü, özellikle TTK m. 418/2 ve 421/1 gibi hükümlerle düzenlenen olağan karar alma süreçlerinde uygulanmaktadır. Burada çoğunluk, toplantıya katılan ve oy hakkı bulunan payların toplamı üzerinden hesaplanır. Bu kapsamda, çekimser oylar karşı oy gibi değerlendirilmez; ancak çoğunluk hesabına dahil edilmediğinden kararın alınmasını zorlaştırabilir [9](Karahan, 2021, s. 238).

b) Nisbi (Göreceli) Çoğunluk

Nisbi çoğunlukta, karar, oylamada en çok oyu alan seçeneğin kazanmasıyla alınır. Diğer bir ifadeyle, olumlu oylar, sadece karşı oyları değil, aynı zamanda çekimserleri de geçmek zorundadır. Bu durum, özellikle seçimle ilgili kararlar ya da alternatifli teklifler için önem arz eder. Nisbi çoğunluk, TTK’da açıkça tanımlanmamakla birlikte, esas sözleşmelerle veya uygulama ile mümkün olabilir.

c) Nitelikli (Vasıflı) Çoğunluk

Bazı özel kararlar, şirketin temel yapısını etkilediğinden daha yüksek oranlı bir çoğunlukla alınmalıdır. Bu durumda, nitelikli çoğunluk aranır. Örneğin, esas sözleşme değişiklikleri için sermayenin %75’ini temsil eden payların olumlu oyu gereklidir (TTK m. 421/3). Bu çoğunluk türü, şirket birleşmeleri, bölünme, tür değişiklikleri ve tasfiye gibi radikal kararlar için getirilmiş olup, ortaklık yapısının korunması ve azınlık pay sahiplerinin haklarının güvence altına alınması amacıyla öngörülmüştür[10] (Bahtiyar, 2022, s. 159).

d) Çift Nisap

Çift nisap, hem toplantı nisabının hem de karar nisabının birlikte aranması durumudur. Örneğin, TTK m. 151/1-a uyarınca, şirketin tüm aktiflerinin devri gibi olağanüstü işlemlerde, hem sermayenin belirli bir oranının toplantıya katılması hem de alınacak kararın bu oran üzerinden oy çokluğuyla kabul edilmesi gerekir. Çift nisap uygulaması, ticari hayatın belirli konularda daha sıkı denetim ve temsil mekanizmalarıyla yürütülmesini sağlar.

4.3. Çekimser Oyların Etkisi

Çekimser oyların çoğunluk hesaplamalarına etkisi, uygulanan oy çokluğu türüne göre değişkenlik göstermektedir. Salt çoğunluk durumlarında çekimser oylar, çoğunluk hesabına katılmaz ve bu nedenle karar alınmasını doğrudan etkilemez. Ancak nisbi çoğunluk uygulandığında, çekimserler adeta üçüncü bir kategori oluşturarak, olumlu oyların hem red hem de çekimser oyları geçmesini zorunlu kılar. Bu durum, özellikle ortak sayısı fazla olan şirketlerde, karar alma süreçlerini daha karmaşık hale getirebilir (Turanboy, 2019, s. 213).

4.4. Yorum Yöntemleri ve Uygulamadaki Durum

Türk Ticaret Kanunu’nda her karar için uygulanacak çoğunluk türü açıkça belirtilmemişse, söz konusu kararın mahiyetine, şirketin esas sözleşme hükümlerine ve lafzî/sistematik yorum ilkelerine göre hangi çoğunluğun aranacağı belirlenir. Bu konuda Yargıtay’ın kararlarında da, esas sözleşmeye aykırı olmayan, ancak genel kurulun iradesini sakatlamayacak çözümlerin tercih edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır (Yargıtay 11. HD, E. 2015/2435, K. 2016/4821).

5.KARAR YETERSAYILARININ HUKUKİ NİTELİĞİ VE YAPTIRIMLAR

Anonim şirket genel kurullarında alınan kararların hukuki geçerliliği, toplantı ve karar nisaplarının usule uygun şekilde sağlanmış olmasına bağlıdır. Bu bağlamda, Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 418 ve 421, karar alınabilmesi için gerekli çoğunluk türlerini ve bunların uygulanma biçimlerini ayrıntılı olarak düzenlemektedir. Nisaplara aykırılığın yaptırımı bakımından ise öğretide farklı görüşler mevcut olup, bu durum kararların geçerliliği açısından önem arz etmektedir.

5.1. Salt (Mutlak) Çoğunluk Esası

Türk Ticaret Kanunu m. 418/2 ve 421/1 hükümleri gereğince, anonim şirket genel kurullarında kararlar kural olarak salt çoğunluk (diğer adıyla mutlak çoğunluk) esasıyla alınır. Bu çoğunluk türü, toplantıya katılan ve oy hakkını haiz pay sahiplerinin kullandığı oyların yarısından bir fazlasının olumlu olması koşulunu arar. Salt çoğunluk hesaplanırken yalnızca olumlu oylar dikkate alınır; çekimser oylar ise kararın alınmasına katkı sağlamadığı gibi, uygulamada sıklıkla karşı oy gibi değerlendirilir[11].

Bu sistem, karar alma sürecini kolaylaştırmakta ve şirket faaliyetlerinin devamlılığını desteklemektedir. Zira, karar alma süreçlerinin sürekli tıkanmaması adına, salt çoğunluk gibi işlevsel bir modelin tercih edilmesi, anonim şirketler gibi geniş ortaklık tabanına sahip yapılarda önem arz eder [12].

5.2. Nisbi Çoğunluk Uygulaması

Bazı özel hallerde, anonim şirket genel kurul kararlarının alınmasında nisbi çoğunluk uygulanabilir. Nisbi çoğunluk, oylamada en fazla oyu alan tercihin karar haline gelmesini ifade eder. Bu durumda çekimser oylar üçüncü bir kategoriteşkil eder ve olumlu oyların yalnızca karşı oyları değil, aynı zamanda çekimserleri de aşması gerekebilir (Ülgen & Helvacı, 2020, s. 196). Bu uygulama, özellikle seçim usulü kararlar (örneğin yönetim kurulu üyesi seçimi gibi) için uygun olmakla birlikte, oy çokluğu tanımının farklılaşmasına neden olur.

Nisbi çoğunluk uygulaması, genel kural olmamakla birlikte, esas sözleşmeyle veya şirket iç yönergesiyle benimsenebilir. Ancak bu sistem, karar almayı daha karmaşık ve güç hale getirebileceği için, genellikle istisnai durumlarla sınırlı kalmaktadır.

5.3. Karar Yeter Sayısının Hesaplanması

Karar yeter sayısının belirlenmesinde temel kriter, toplantı yeter sayısının sağlanmasından sonra hazır bulunan ve oy hakkına sahip olan paylar üzerinden yapılacak hesaplamadır. TTK m. 418/1 ve 421/1 hükümleri, bu sistematiğin temelini oluşturur. Toplantıya katılan ancak gündemin belirli maddelerinde oy kullanma hakkı bulunmayan pay sahipleri karar yeter sayısının hesaplamasına dahil edilmez. Bu durum, özellikle TTK m. 436’da düzenlenen oy hakkı sınırlandırmalarında ortaya çıkar (örn. kendi ibrasında oy kullanamayan yönetim kurulu üyeleri).

5.4. Toplam Sermaye Üzerinden Karar Nisabı Aranan Haller

Bazı özel ve kritik durumlarda, karar nisabı toplantıya katılan pay sahiplerinin oranı değil, şirketin toplam sermayesiüzerinden belirlenir. Bu durum, karar alınabilmesi için hem yüksek bir toplantı nisabının sağlanmasını hem de aynı oranda olumlu oy kullanılmasını gerektirir. Örneğin, TTK m. 421/3’e göre esas sözleşme değişikliği gibi bazı kararların alınabilmesi için, şirket sermayesinin en az %75’ini temsil eden pay sahiplerinin olumlu oy kullanması zorunludur. Aynı şekilde, oybirliği gerektiren durumlarda (örneğin TTK m. 421/2 kapsamında belirli esas sözleşme hükümlerinin değiştirilmesi gibi), şirket sermayesinin %100’ünün temsil edilmesi gereklidir. Bu tür düzenlemeler, şirketin temel yapısını etkileyen kararların alınmasında azınlık pay sahiplerinin korunmasını ve istikrarı sağlamayı hedefler.

5.5. Özel Kanunlardaki Esnek Yaklaşımlar

Bazı özel düzenlemelerde, toplantı nisabı aranmasına gerek olmaksızın yalnızca karar nisabının aranması mümkündür. Örneğin, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (SPKn) m. 17/3 ile 6103 sayılı Kanunun 20/2 ve 22/2. maddelerinde, genel kurullarda yalnızca karar nisabının yeterli sayılabileceği düzenlenmiştir. Bu yaklaşım, özellikle halka açık şirketlerde yatırımcı güvenliği ve karar alma esnekliği bakımından tercih edilmektedir.

SPKn. m. 29/6 gibi hükümler ise iki alternatifli bir sistem öngörmektedir. Bu modele göre, ya toplantı nisabı aranmaksızın daha yüksek oranlı karar nisabı aranır, ya da hem toplantı hem karar nisabının birlikte ancak daha düşük oranlarla sağlanabileceği ikili esnek modeller benimsenebilir. Bu düzenleme, şirketlerin ihtiyaç duyduğu esnekliği sağlamak amacıyla kurgulanmıştır[13] (Ateş, 2022, s. 92).

5.6. Nisaplara Aykırılığın Yaptırımı: Yokluk ve İptal Ayrımı

Toplantı ve karar yeter sayıları, anonim şirket genel kurullarının geçerliliği açısından kurucu unsurlar niteliğindedir. Öğretide baskın görüşe göre, toplantı nisabı sağlanmadan yapılan bir genel kurul hukuken yok hükmündedir. Zira toplantı hiç gerçekleşmemiş sayılır. Aynı şekilde, toplantı nisabı sağlanmış olsa bile, gerekli karar nisabı sağlanmadan alınan kararlar da yok sayılır. Bu yaklaşım, Yargıtay içtihatlarında da benimsenmiştir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 21.03.2016 tarihli kararında (E. 2015/15625, K. 2016/3083) toplantı ve karar yetersayılarının sağlanmamış olmasının yokluk yaptırımı doğurduğu açıkça belirtilmiştir.

Buna karşılık azınlıkta kalan bir görüşü savunan Moroğlu, toplantı ve karar nisabı eksikliklerinin, doğrudan şirketin tüzel kişiliğini veya kamu düzenini ihlal etmediği, sadece pay sahiplerinin özel menfaatlerini ilgilendirdiği gerekçesiyle yokluk değil, iptal yaptırımı doğuracağını ileri sürmektedir (Moroğlu, 2014, s. 83). Bu görüş, özellikle kararın alınmasından sonra tüm pay sahiplerinin kararın sonuçlarını kabul ettiği veya uyguladığı hallerde önem kazanabilir. Ancak baskın görüş, kanuni nisapların yokluğu durumunda alınan kararların baştan itibaren hiç doğmamış sayılacağı yönündedir.

6.TTK M. 418/1 KAPSAMINDA TOPLANTI NİSABININ KORUNMASI

Türk Ticaret Kanunu’nun 418. maddesinin birinci fıkrasında, anonim şirket genel kurullarında toplantı nisabının yalnızca toplantının başında aranması değil, aynı zamanda “toplantı süresince korunması” gerektiği düzenlenmiştir. Bu hüküm, eski TTK’nın (6762 sayılı Kanun) 372. maddesinden farklı olarak, açıkça toplantı süresi boyunca nisabın devamını zorunlu kılar. Ancak uygulamada bu düzenleme ciddi hukuki belirsizlikler doğurmaktadır.

6.1. Uygulamada Nisab Kaybı Ve Etkileri

genel kurul toplantısının usulüne uygun biçimde başlatılabilmesi için TTK m. 418/1 uyarınca şirket sermayesinin en az dörtte birini temsil eden payların toplantıda hazır bulunması gereklidir. Ancak uygulamada, toplantı açıldıktan sonra bazı ortakların toplantıyı terk etmesiyle temsil edilen sermaye oranı bu oranın altına düşebilir. Bu durumda toplantının devam ettirilip ettirilemeyeceği ve daha da önemlisi, toplantı süresince alınan kararların hukuken geçerli olup olmayacağı ciddi tartışmalara yol açmaktadır[14].

6.2. Yaptırım Sorunu: Yokluk mu, İptal mi?

Toplantı veya karar nisabının sağlanmaması durumunda alınan kararların geçerliliği sorunu, öğretide “yokluk” ve “iptal” yaptırımı üzerinden değerlendirilmiştir. Baskın görüşe göre, toplantı nisabının bulunmadığı veya nisabın toplantı sırasında kaybedildiği durumlarda alınan kararlar “yok hükmündedir”. Zira bu kararların dayandığı organ hukuken hiç oluşmamıştır[15]. Yargıtay da bu yönde kararlar vererek, toplantı ve karar yetersayısına aykırı alınan kararları geçersiz saymaktadır[16].

6.3. TTK m. 418/1’in Belirsizliği

Madde metninde yer alan “Bu nisabın toplantı süresince korunması şarttır” ifadesi, lafzen açık gibi görünse de, bu şartın ihlali halinde ortaya çıkacak sonuç hakkında bir açıklık içermemektedir. Özellikle, nisap kaybının hangi andan itibaren alınan kararları etkileyeceği, önceki kararların geçerliliğini bozup bozmayacağı noktasında hüküm sessiz kalmaktadır. Bu durum, maddeye lafzî yorumla yaklaşanların bile farklı sonuçlara ulaşmasına yol açmıştır[17].

6.4. TTK m. 416/1 ile Karşılaştırmalı Değerlendirme

TTK m. 416/1’de çağrısız genel kurul toplantısının sadece nisap mevcut olduğu sürece geçerli karar alabileceği açıkça belirtilmiştir. Bu hüküm, nisapla karar alma arasındaki ilişkiyi net biçimde kurarken, TTK m. 418/1’de benzer bir açıklığın olmaması, hükmün uygulanmasında belirsizlik yaratmaktadır. Böylece, toplantı açıldıktan sonra nisabın bozulması durumunda, önceki kararların etkilenip etkilenmeyeceği konusunda m. 418/1’in yoruma açık hale geldiği görülmektedir[18].

6.5. Öğretideki Yaklaşımlar

Doktrinde bu soruna ilişkin iki ana görüş ortaya çıkmıştır:

a) Lafzî ve Sistematik Yorumla Ulaşan Görüş

Bu görüşe göre, TTK m. 418/1’deki “toplantı süresince” ibaresi genel kurulun tüm sürecine yayılır; ancak nisap kaybının etkisi sadece bu andan itibaren alınacak kararlar bakımından sonuç doğurur. Dolayısıyla, nisap bozulmadan önce usulüne uygun olarak alınan kararların geçerliliği korunur. Bu yorumu benimseyen yazarlardan biri olan Pulaşlı, nisabın sonradan kaybedilmesiyle sadece takip eden kararların geçersiz olacağını belirtir[19]. Kubilay ise, toplantı başkanı tarafından her karar öncesinde fiili nisabın denetlenmesi gerektiğini vurgulamakta ve bu doğrultuda karar almanın geçerliliği için o anki nisabın belirleyici olduğunu ifade etmektedir[20]. Her ne kadar Kubilay TTK m. 416/1’e doğrudan atıf yapmasa da, önerdiği uygulama, bu maddedeki açık sistematiğe paraleldir.

b) “Toplantı Süresi” Kavramını Daraltarak Yorumlayan Görüş

Bu görüş, madde lafzındaki “toplantı süresince” ibaresine, tüm toplantıyı kapsayan geniş anlamı değil, her bir gündem maddesinin ayrı ayrı değerlendirileceği dar anlamı yüklemektedir. Bilgili ve Demirkapı’ya göre, nisabın her bir gündem maddesinin oylanma süreci için aranması gerekir; nisabın kaybedildiği andan itibaren toplantı sona ermiş sayılmalı ve bu durum tutanakla belgelenmelidir[21].Benzer şekilde Çamoğlu da, gündem maddeleri arasında farklı toplantı nisabı aranan konular bulunabileceğini ve bu nedenle her bir gündem maddesi öncesinde nisap kontrolünün ayrı yapılmasının zorunlu olduğunu savunur[22].

Her iki görüş de, toplantı sırasında nisap kaybı yaşansa dahi, bu durumun önceden alınmış kararları etkilemeyeceği konusunda birleşmektedir. Ancak ulaşılan sonuç, birinde lafzî ve sistematik yorumla; diğerinde ise “toplantı süresi” kavramının daraltılması yoluyla elde edilmektedir.

Moroğlu, TTK m. 418’in gerekçesinde bu maddenin eski TTK m. 372 ve 378’in tekrarı olduğunun belirtilmesine rağmen, birinci fıkrada yer alan “toplantı süresince korunması şarttır” hükmünün yeni, sorunlu ve çelişkili bir düzenleme olduğunu ileri sürmektedir. Yazar, bu düzenlemenin toplantı sırasında nisap kaybı yaşanması hâlinde, daha önce usulüne uygun şekilde alınmış kararların da geçersiz sayılmasına neden olabilecek bir yoruma yol açabileceğini, bunun ise hukuk mantığı ve kararların bağımsızlığı ilkesiyle bağdaşmadığını belirtmektedir[23].

Örnek olarak, altı gündem maddesi içeren bir genel kurul toplantısında ilk beş maddeye ilişkin kararlar alınmışken, altıncı maddeye geçilmeden önce toplantı nisabının kaybedilmesi hâlinde tüm kararların geçersiz sayılması, yazar tarafından hukuk tekniğine aykırı ve işlevsiz bir sonuç olarak nitelendirilmektedir.

Moroğlu ayrıca, m. 418/1’in bu yorumu ile aynı maddenin ikinci fıkrasının çeliştiğini ifade eder. Zira ikinci fıkraya göre, ilk toplantıda yeterli nisap sağlanamazsa ikinci toplantı için herhangi bir toplantı nisabı aranmaz. Böyle bir durumda tek kişiyle dahi geçerli karar alınabilirken, ilk toplantıda nisap varken alınan kararların, sonradan kaybedilen nisap nedeniyle geçersiz sayılması hem mantıksal hem de normatif tutarlılık bakımından ciddi bir çelişki doğurmaktadır.

7.TTK M. 418/1 YORUMU ÜZERİNESİSTEMATİK ELEŞTİRİ

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 418. maddesinin birinci fıkrası, anonim şirket genel kurullarının geçerli şekilde toplanabilmesi için gerekli asgari nisabın, yalnızca toplantının açılışı sırasında değil, “toplantı süresince korunması”gerektiğini açıkça hükme bağlamaktadır. Ancak söz konusu fıkranın gerekçesinde, bu önemli düzenlemeye ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmemesi, kanunun sistematik yorumu açısından dikkat çekici bir eksiklik teşkil etmektedir.

Bilindiği üzere kanun metinlerinin doğru anlaşılmasında gerekçeler, sistematik yorumun temel kaynaklarından biri olarak kabul edilmektedir[24]. Bu çerçevede, bir hükmün ne amaçla konulduğu, hangi sorunlara çözüm getirmeyi hedeflediği ve mevcut uygulamadan nasıl bir fark taşıdığı, büyük ölçüde gerekçe ile anlaşılabilmektedir. Ne var ki TTK m. 418/1’in gerekçesinde, toplantı süresince nisabın korunması şartının neden getirildiği, bu hükmün önceki düzenlemeden hangi yönüyle ayrıldığı gibi konulara değinilmemiştir. Bu durum, hem uygulayıcıların normun kapsamını ve etkisini anlamasını güçleştirmekte hem de öğretide tartışmalı yorumlara zemin hazırlamaktadır[25].

Buna karşılık TTK m. 416/1 gibi benzer bir düzenleme içeren maddelerde, toplantı süresince nisap sağlanıp sağlanmadığına bağlı olarak kararların geçerliliği meselesi gerekçede açıklanmıştır. Bu farklılık, m. 418 bakımından özel bir irade beyanı olmaksızın katı bir yaptırım yorumunun yapılmasını hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz hâle getirmektedir.

7.1. Toplantı Süresi Yorumları

Prof. Dr. Ersin Çamoğlu’nun da savunduğu üzere, toplantı nisabının yalnızca toplantı açılışında değil, süresince de korunması gerektiği, anonim şirketler hukukunda genel bir ilke olarak kabul edilmelidir. Yazara göre, bir toplantı açıldıktan sonra pay sahiplerinin bir kısmının salonu terk etmesiyle nisabın kaybedilmesi hâlinde, artık karar alınması hukuken mümkün değildir[26].

Bu yaklaşım, her ne kadar genel kurulun karar alma ehliyetini dinamik biçimde korumayı amaçlasa da, aşağıda sıralanan nedenlerle eleştiriye açıktır:

a) Sistematik Tutarsızlık

Eğer toplantı süresince nisabın korunması, gerçekten şirketler hukukunun yazılı olmayan temel ilkelerinden biri olarak kabul edilseydi, bu ilkenin sadece TTK m. 418’de değil, karar nisaplarına ilişkin daha yüksek yeter sayılar öngören TTK m. 421 gibi hükümler için de açıkça ifade edilmesi gerekirdi. Oysa m. 421 gibi esas sözleşme değişikliği, birleşme, bölünme ve tür değiştirme gibi yapısal kararlara dair düzenlemelerde toplantı süresince nisap aranacağına dair herhangi bir ifadeye yer verilmemiştir. Bu da, yasa koyucunun bu şartı yalnızca m. 418 bakımından öngörmek istediğini göstermektedir[27]

b) Lafzî Yorum İlkesi Açısından Değerlendirme

Normların yorumlanmasında öncelikli başvuru kaynağı, normun lafzıdır. Bir hükümde açıkça yer alan ifadenin, benzer durumlar için yer almaması, yasa koyucunun bilinçli bir tercih yaptığını gösterir. Bu çerçevede, TTK m. 418/1’de açıkça “toplantı süresince korunması şarttır” ibaresine yer verilmişken, m. 421 gibi diğer maddelerde bu ifadenin yer almaması, bu maddelere aynı kuralın uygulanamayacağını gösterir[28].

c) İşlevsellik Sorunu ve Aşırı Katılaştırma

Toplantı nisabının, toplantı süresince mutlak şekilde korunması gerektiği yönündeki yorum, uygulamada karar alma süreçlerini tıkayabilecek, şirket işleyişini durma noktasına getirebilecek kadar katı sonuçlara yol açabilir. Özellikle ağırlaştırılmış nisaplarda, birkaç pay sahibinin toplantıdan ayrılması tüm karar sürecinin geçersiz hâle gelmesine neden olabilir. Bu da, şirketin yönetimini zora sokacak ve pay sahiplerinin kötüye kullanımına açık bir ortam yaratacaktır[29].

7.3. eTTK Dönemi Uygulamaları

Toplantı süresince nisap aranmasının eski TTK (6762 sayılı) döneminde yerleşmiş bir uygulama veya yazısız hukuk kuralı olduğu yönünde bazı yazarlarca (örneğin Arslanlı, Yiğit) görüşler ileri sürülmüştür. Ancak bu iddiaların;

  • Yaygın ve istikrarlı uygulama ile desteklenmediği,
  • Doktrinde genel kabul görmediği,
  • Yargıtay kararlarında açık ve sürekli bir içtihat çizgisi hâlinde yansımadığı görülmektedir.

Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 26.04.2002 tarihli bir kararında, genel kurul toplantısının başlangıcında nisap sağlanmış olmasına rağmen, gündemin ilerleyen safhalarında katılımın düştüğü iddialarına rağmen, hangi kararların geçerli olduğu, nisabın hangi aşamada bozulduğu gibi kritik hususlar açık şekilde ortaya konulamamıştır. Kararda, toplantı veya karar nisabının bozulduğuna dair net bir tespit yapılmaması, mahkemelerin bu konuda yerleşik ve tutarlı bir yaklaşım geliştirmediğini ortaya koymaktadır[30].

7.4. Normun İstisnai Niteliği ve Kodifikasyon Değerlendirmesi

Yukarıda açıklanan doktrinel, normatif ve içtihat temelli veriler ışığında, TTK m. 418/1’deki toplantı süresince nisabın korunması şartının, önceki dönemlerden süzülen ve uygulamada yerleşmiş bir yazısız hukuk kuralını kodifiye ettiği iddiası dayanaktan yoksundur. Aksine, bu hüküm, kanun koyucunun m. 418 özelinde benimsediği ve belki de hatalı biçimde formüle ettiği istisnai bir düzenleme niteliğindedir. Bu bağlamda söz konusu hükmün, genel ilkelerin bir yansıması değil, yalnızca m. 418 bakımından geçerli olan özel bir düzenleme olarak yorumlanması gerekir[31].

8.ÖĞRETİDEKİ GÖRÜŞLERİN TOPLU DEĞERLENDİRMESİ

Türk Ticaret Kanunu’nun 418. maddesinin birinci fıkrası ile getirilen “toplantı süresince nisabın korunması şartı”, anonim şirket genel kurullarında toplantı nisabının yalnızca başlangıçta değil, toplantı boyunca varlığını sürdürmesi gerektiği yönünde açık bir normatif düzenleme getirmiştir. Ancak bu hükmün doğurduğu tartışmalar, özellikle eski Türk Ticaret Kanunu (eTTK) dönemindeki uygulamalara ve öğretideki görüş ayrılıklarına dayanarak geniş bir değerlendirme alanı bulmuştur. Aşağıda, önde gelen akademisyenlerin bu konudaki değerlendirmeleri, sistematik bir biçimde ve atıflı olarak sunulmaktadır.

8.1. Erdem’in Görüşü

Prof. Dr. Fikret Erdem, TTK m. 418’deki “nisabın toplantı süresince korunması şartı”nı, anonim şirketler hukukunda öteden beri kabul edilen genel ve temel bir ilke olarak değerlendirmektedir. Erdem’e göre, TTK bu genel ilkeyi normatif düzeye taşımış, ancak özünde yeni bir düzenleme getirmemiştir[32]. Bununla birlikte yazar, bu görüşünü destekleyecek şekilde önceki mevzuattan, yerleşik içtihattan veya doktrinden örnek vermemektedir. Bu durum, ileri sürülen ilkenin tarihsel temellendirme eksikliği taşıdığına ve normun geçmiş uygulamadan süzülen bir kuralı kodifiye ettiğine dair görüşün tartışmalı olduğuna işaret eder.

8.2. Üstün ve Aydın’ın Görüşü

Doç. Dr. Çağlar Üstün ile Doç. Dr. Haluk Aydın, eTTK m. 372 gibi toplantı nisabını yalnızca başlangıç anı itibarıyla arayan düzenlemelerin, uygulamada toplantı boyunca da geçerli olduğunun kabul edildiğini savunurlar. Özellikle 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu m. 45/3 kapsamında, doktrin ve uygulamada toplantı süresince nisabın aranması gerektiği yönünde görüş birliği bulunduğunu belirtirler[33]. Ancak bu görüş de, somut yargı kararlarına veya doktriner atıflara dayandırılmamış, soyut bir “uygulama birliği” iddiası ile temellendirilmiştir. Dolayısıyla metodolojik açıdan tartışmaya açıktır.

8.3. Yiğit’in Görüşü

Prof. Dr. Haluk N. Yiğit, toplantı süresince nisabın korunması gerektiğini açık biçimde savunur ve bu görüşünü desteklemek amacıyla, 1996 tarihli Komiserler Yönetmeliği’nin 28. ve 32/2-g maddelerine ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 26.04.2002 tarihli kararına dayanır[34]. Ancak detaylı incelendiğinde:

  • KomY. m. 28 ve 32/2-g hükümleri, toplantı nisabının değil, karar nisabının toplantı başındaki hazirun cetveline göre hesaplanmasını öngörmektedir.
  • Atıf yapılan Yargıtay kararı, anonim ortaklığa değil, bir kooperatifin genel kuruluna ilişkindir.
  • Kararın gerekçesinde, toplantıyı terk eden üyelerin toplantıyı sonuna dek izlemekle yükümlü olmadıkları açıkça belirtilmiş, toplantı nisabının düşmesi hâlinde alınan kararların geçersizliğine dair açık bir yorum yapılmamıştır.

Dolayısıyla Yiğit’in dayanakları, hükmün doğrudan desteklenmesi açısından yetersizdir ve ileri sürülen sonuçla çelişmektedir.

8.4. İmregün’ün Görüşü

Prof. Dr. Oktay İmregün, toplantı nisabının yalnızca toplantının başlangıcında aranacağını, toplantı açıldıktan sonra karar alınabilmesi için artık sadece karar nisabının yeterli olduğunu belirtir. Katılımcıların salonu terk etmesi, karar nisabını etkilemediği sürece, toplantının geçerliliğini ortadan kaldırmaz[35]. Bu yaklaşım, karar ehliyetinin toplantının başında kazanıldığını ve bu ehliyetin toplantı süresince dinamik olarak kaybedilemeyeceğini savunur.

8.5. Nomer’in Görüşü

Prof. Dr. Nami Nomer de benzer şekilde, toplantının açılması ile yeterli nisabın sağlandığını, toplantıdan ayrılan pay sahiplerinin çekimser sayıldığını ve bu durumun karar nisabını doğrudan etkilemeyeceğini ifade eder[36]. Nomer’in yaklaşımı, nisabın dinamik değil, statik bir unsur olduğu ve genel kurul süreci boyunca yeniden aranmasının gerekmediği yönündedir.

8.6. Ulusoy ve Poroy’un Görüşü

Prof. Dr. Reha Ulusoy ve Prof. Dr. Reha Poroy ise toplantı başladıktan sonra esasen sadece karar nisabının aranması gerektiğini savunurlar. Bu görüş, şirket iradesinin oluşması sürecinin, toplantı başlangıcında hukuken geçerli şekilde teşekkül ettiğini ve sonraki süreçte bu iradenin ancak karar nisapları bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini öne sürer[37].

8.7. Teoman’ın Dolaylı Yaklaşımı

Prof. Dr. Mesut Teoman, doğrudan toplantı nisabının korunup korunmayacağına dair görüş belirtmemekle birlikte, hazirun cetvelinin güncelliğinin korunmasının önemine dikkat çeker. Bu bağlamda, toplantıya geç katılım ve salonu terk edenler nedeniyle yapılacak yoklamaların teknik zorluklarına işaret eder[38]. Dolayısıyla dolaylı biçimde toplantı süresince sürekli nisap kontrolü yapılmasının pratik zorluklarına vurgu yapmaktadır.

8.8. Helvacı’nın Görüşü

Prof. Dr. Mehmet Helvacı, TTK m. 418/1’in lafzına rağmen, toplantı nisabının yalnızca toplantı başında aranması gerektiğini belirtir. Komiserin görevi de bu sınırla sınırlıdır; toplantı başladıktan sonra karar alınabilmesi için yalnızca karar nisabı yeterlidir[39]. Helvacı’ya göre toplantı nisabı ve karar nisabı ayrı kavramlardır ve bu ayrımın normatif düzlemde korunması gereklidir.

8.9. Doğanay / Tekinalp Görüşü

Prof. Dr. İzzet Doğanay ve Prof. Dr. Ünal Tekinalp, öğretide toplantı süresince nisabın korunması gerektiği yönünde açık bir görüş bildirmemiştir. Ancak eserlerinde toplantı açıldıktan sonra karar alınabilmesi için sadece karar nisabının aranması gerektiği ifade edilmektedir[40]. Bu sessizlik, normatif bağlamda hükmün yalnızca başlangıç nisabına ilişkin olduğu görüşünü güçlendirmektedir.

8.10 Genel Değerlendirme

Toplantı nisabının toplantı süresince korunması gerektiğine dair TTK m. 418/1’de yer alan açık düzenleme, öğretide destek bulan bir görüş olsa da, bu görüşün geçmiş uygulamaya, içtihata veya mevzuata dayanmadığı dikkat çekmektedir. Aksine, birçok yazar bu şartın yalnızca toplantı açılışı anında aranması gerektiğini, sonrasında sadece karar nisaplarının göz önünde bulundurulması gerektiğini savunmaktadır. Bu çerçevede m. 418/1’deki düzenleme, istisnai nitelikte bir hükümdür ve şirketler hukuku genel ilkeleri içinde evrensel bir kural olarak değerlendirilmesi oldukça güçtür.

Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 418. maddesinin birinci fıkrasında getirilen, genel kurul toplantılarında toplantı nisabının yalnızca başlangıçta aranmakla kalmayıp, toplantı süresince de korunması gerektiği yönündeki düzenleme, hem teorik düzlemde hem de uygulamada ciddi tartışmaları beraberinde getirmiştir. Bu hüküm, eski TTK’da (6762 sayılı Kanun) yer almayan yeni bir düzenlemedir. Bu yönüyle, 6102 sayılı TTK’nın getirdiği önemli bir yenilik olmakla birlikte, lafzî yoruma açık bir ifade biçimi nedeniyle çok sayıda yorumsal ve pratik sorunu da beraberinde getirmiştir.

9.Toplantı ve Karar Nisabı Ayrımı

Toplantı nisabı, anonim şirket genel kurulunun hukuken geçerli şekilde toplanabilmesi için aranan asgari temsil oranını ifade eder. Karar nisabı ise toplantı gerçekleştikten sonra gündemdeki maddeler hakkında geçerli bir karar alınabilmesi için gerekli olan oy çokluğunu tanımlar. Bu ikili yapı, TTK m. 418’de açıkça düzenlenmiştir:

“Genel kurullar, bu Kanunda veya esas sözleşmede, aksine daha ağır nisap öngörülmüş bulunan hâller hariç, sermayenin en az dörtte birini karşılayan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin varlığıyla toplanır. Bu nisabın toplantı süresince korunması şarttır.” (TTK m. 418/1)

Bu hükümle kanun koyucu, toplantı nisabının yalnızca toplantı başında aranmasını yeterli görmemiş, bu nisabın toplantının tamamı boyunca sürmesini bir şart haline getirmiştir.

9.1. Hükmün Sistematik Konumuna Dair Eleştiriler

TTK m. 418/1’de yer alan “toplantı süresince korunması” ifadesi, çağrısız genel kurulları düzenleyen m. 416’daki “hazır bulunan tüm payların temsil edilmesi hâlinde toplantı yapılabilir” şeklindeki hükümle karıştırılmamalıdır. Nitekim 416. maddede, yalnızca olağanüstü ve çağrısız toplantılar için özel bir kolaylık tanınmıştır. Bu nedenle m. 416 ile m. 418’i benzeştirmek suretiyle toplantı nisabının sadece başlangıçta aranacağı şeklindeki yorumlar, hükmün lafzına ve sistematiğine açıkça aykırıdır.[41]

Ayrıca, bu tür benzeştirmeler, özellikle TTK’nın düzenleyici bütünlüğünü bozmakta ve her iki maddenin farklı düzenleme mantıklarını göz ardı etmektedir. m. 418’de toplantının hukuki varlığının devamı için sürekli bir temsil oranı aranırken, m. 416 yalnızca ilk an için %100 katılım şartı aramakta, bu katılım sürdüğü müddetçe karar alınabilmesine izin vermektedir.

9.2. Hukuk Güvenliği ve Serbest Yorum Eleştirisi

Bir diğer tartışma, m. 418’in lafzî yorumunun dışına çıkılarak hükmün uygulama etkisinin sınırlanması gerektiğini savunan serbest yorum anlayışına dayanmaktadır. Ancak bu yaklaşımın “contra legem” yani kanun hükmüne aykırı yorum niteliği taşıdığı açık olup, hukuk güvenliği ilkesini de tehdit etmektedir. Nitekim Türk hukuk sisteminde kanun hükmü açıkken yorumla bu hükmün geçersiz veya etkisiz kılınması mümkün değildir (TMK m. 1/1).

Lafzî yorum ilkesi gereğince, açık ve emredici hükümler yargıç tarafından daraltılamaz veya genişletilemez. Yargıtay’ın bu konuda net bir içtihat geliştirmemiş olması da, lafzî yoruma sadık kalınmasını daha da zorunlu kılmaktadır.

9.3. Toplantı Süresi Kavramı ve Gündem Maddesi Temelli Yorumun Sakıncaları

Öğretide bazı yazarlar, “toplantı süresi” ifadesini “her bir gündem maddesinin görüşülme süresi” olarak yorumlamak gerektiğini ileri sürmektedir[42]. Bu görüşe göre, her bir gündem maddesi bağımsız bir toplantı olarak kabul edilmeli ve yalnızca o maddenin görüşüldüğü sürece nisap aranmalıdır.

Ancak bu görüş, hem TTK m. 418/1’in lafzıyla hem de toplantının yekpare yapısı ile bağdaşmamaktadır. Zira TTK’nın genel sistematiği, genel kurulu tek oturum olarak görür. Gündem maddelerinin bu oturumda sırayla görüşülmesi esastır. Bu çerçevede her gündem maddesi için ayrı bir toplantı nisabı kontrolü yapılması, uygulamada ciddi belirsizliklere ve kötüye kullanıma neden olabilecektir. Nitekim Bakanlık Temsilcileri Yönetmeliği’nin 25. ve 28. maddeleri de toplantının yekpare yapısına dayalıdır ve bu yönde bir yorumu desteklememektedir.

9.4. Yaptırımın Belirsizliği

Toplantı nisabının toplantı sırasında kaybedilmesi hâlinde ne tür bir hukuki yaptırım uygulanacağı hususu da kanunda açık biçimde düzenlenmemiştir. Bu eksiklik, m. 418/1 hükmünün ne ölçüde emredici olduğu sorusunu gündeme getirmektedir.

Bazı yorumcular, toplantı nisabının kaybedilmesinden sonra alınan kararların mutlak butlanla sakat olacağını savunmaktadır. Ancak bu yaklaşım, butlan ve yokluk gibi ağır yaptırımların ancak açık ve net yasa hükümleriyle öngörülebileceği yönündeki genel ilkeye aykırıdır. Diğer yandan, m. 418/1’in emredici yapısı da görmezden gelinemez. Bu çelişki, şirketler hukukunda kararların geçerliliğini tehdit eden önemli bir sorun alanı yaratmaktadır.

9.5. Mukayeseli Hukuk ve Değişiklik Önerisi (De lege ferenda)

İsviçre Borçlar Kanunu (OR) m. 703 ve Alman AktG m. 133 gibi kaynak hukuk sistemlerinde toplantı nisabına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta, sadece karar nisabı aranmaktadır. Bu sistemler, toplantının hukuki varlığı açısından daha esnek ve pratik çözümler sunmaktadır. Türkiye’de de, eski TTK ve o döneme ilişkin Komiserler Yönetmeliği (1996 tarihli), toplantı nisabının yalnızca toplantı başında aranmasını öngörmekteydi.

Bu bağlamda, TTK m. 418/1’deki “toplantı süresince korunması şarttır” ibaresinin yürürlükten kaldırılması ve yalnızca toplantı açılışında nisabın aranmasının yeterli kabul edilmesi gerektiğini savunmaktayız. Gündemde özel toplantı nisabı gerektiren hususlar varsa, sadece bu maddelere geçilmeden önce yeniden nisap kontrolü yapılmasını zorunlu kılan bir hükmün, ikincil mevzuat düzeyinde (örneğin BTY) düzenlenmesi yerinde olacaktır.

10. KAYNAKÇA

 

·      Bahtiyar, M. (2017). “Anonim Şirket Genel Kurulunda Toplantı Yetersayısının Toplantı Süresince Korunması Şartına İlişkin TTK 418/1 Hükmünün Değerlendirilmesi”. Prof. Dr. Hamdi Yasaman’a Armağan, s. 59–102. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık.

·      Bahtiyar, Mehmet (2020). Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararları ve Yargısal Denetimi, 4. Baskı, Onikilevha Yayıncılık.

·      Karahan, Seza Reisoğlu (2021). Ticaret Hukuku, Beta Yayınevi.

·      Poroy, Reha / Tekinalp, Ünal / Çamoğlu, Ersin (2022). Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, Beta Yayınevi.

·      Yıldırım, İsmail (2023). Şirketler Hukukunda Sorumluluk İlkeleri, Seçkin Yayıncılık.

·      Moroğlu, E. (2012). “Yeni Türk Ticaret Kanunu’na Göre Genel Kurulun Toplantı Nisabı ve Karar Nisabı”, Ticaret ve Fikri Haklar Dergisi, C. 4, S. 2.

·      Ünal, T. (2021). Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Geçersizliği, Yetkin Yayınları.

·      İsviçre Borçlar Kanunu (Obligationenrecht, OR) m. 703.

·      Alman Anonim Şirketler Kanunu (Aktiengesetz, AktG) §133.

·      Karahan, S. R. (2021). Ticaret Hukuku Genel Esaslar ve Şirketler Hukuku, Beta Yayıncılık.

·      Turanboy, T. (2019). “Anonim Ortaklıklarda Oy Hakkı ve Karar Nisabı Üzerine”, İstanbul Barosu Dergisi, C. 93, S. 2.

·      Yasaman, H. (2020). Ortaklıklar Hukuku, Vedat Kitapçılık.

·      Yargıtay 11. HD, E. 2015/2435, K. 2016/4821, T. 21.04.2016.

·      Ateş, F. (2022). Sermaye Şirketlerinde Genel Kurul Kararlarının Geçersizliği, Seçkin Yayıncılık.

·      Bahtiyar, M. (2021). Genel Kurulda Toplantı ve Karar Yetersayılarının Korunması, On İki Levha Yayıncılık.

·      Karahan, S. R. (2022). Ticaret Hukuku Dersleri, Beta Yayınları.

·      Moroğlu, E. (2014). “TTK m. 418 Hükmünün Uygulaması ve Toplantı Nisabının Korunması Sorunu”, İstanbul Hukuk Mecmuası, C. 72, S. 1.

·      Ülgen, H., & Helvacı, M. (2020). Ticaret Hukuku, Beta Yayınevi.

·      Yargıtay 11. HD, E. 2015/15625, K. 2016/3083, T. 21.03.2016.

·      Bilgili, F., & Demirkapı, S. (2020). Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Toplantıları ve Kararları, Seçkin Yayıncılık.

·      Çamoğlu, E. (2021). “TTK m. 418 Bağlamında Nisap Korunması Tartışmaları”, İstanbul Hukuk Dergisi, C. 77, S. 2.

·      Kubilay, M. (2016). Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Geçersizliği, Vedat Kitapçılık.

·      Pulaşlı, H. (2014). Anonim Ortaklıkta Genel Kurul, Turhan Kitabevi.

·      Yasaman, H. (2020). Ortaklıklar Hukuku, Vedat Yayıncılık.

·      Yargıtay 11. HD, 21.03.2016, E. 2015/15625, K. 2016/3083.

·      Aydın, M. (2020). Yorum Yöntemleri Işığında Ticaret Hukuku Normlarının Uygulaması, On İki Levha Yayıncılık.

·      Bahtiyar, M. (2021). Genel Kurulda Toplantı ve Karar Yetersayısının Korunması, On İki Levha Yayıncılık.

·      Bilgili, F., & Demirkapı, S. (2020). Anonim Ortaklıklarda Genel Kurul, Seçkin Yayıncılık.

·      Çamoğlu, E. (2022). “TTK m. 418 ve Toplantı Nisabının Korunması”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Dergisi, S. 2.

·      Demirkapı, S. (2017). “Toplantı ve Karar Nisabı Tartışmaları”, İstanbul Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 75.

·      Kılıçoğlu, A. (2019). Anonim Ortaklık Hukuku, Turhan Kitabevi.

·      Ulusoy, A. (2023). Ticaret Şirketleri Hukuku Dersleri, Yetkin Yayınları.

·      Yargıtay 11. HD, E. 2002/3245, K. 2002/4994, T. 26.04.2002.

·      Erdem, F. (2014). Anonim Ortaklıklarda Genel Kurul ve Karar Yetersayıları, İstanbul: On İki Levha Yayıncılık.

·      Üstün, Ç. & Aydın, H. (2011). Kooperatifler Hukuku Açısından Genel Kurul Nisapları, Ankara Barosu Dergisi.

·      Yiğit, H. N. (2005). Anonim Ortaklık Genel Kurullarında Toplantı Usulleri, Seçkin Yayıncılık.

·      İmregün, O. (1999). Ticaret Hukuku Dersleri – Şirketler Hukuku, Beta Yayınları.

·      Nomer, N. (2001). Toplantı ve Karar Nisapları, İÜHF Mecmuası, C. 59.

·      Poroy, R., Tekinalp, Ü., & Çamoğlu, E. (2014). Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, Beta Yayıncılık.

·      Teoman, M. (2002). Hazirun Cetveli ve Genel Kurul Uygulamaları, Legal Yayıncılık.

·      Helvacı, M. (2015). TTK Şerhi – Anonim Ortaklıklar, Yetkin Yayınları.

·      Doğanay, İ. (2003). Şirketler Hukuku Şerhi, İstanbul: Der Yayınları.

·      Tekinalp, Ü. (2006). Sermaye Şirketleri Hukuku, Beta Yayıncılık.

·      Gümüş, E. (2021). Anonim Ortaklık Genel Kurulu Kararları ve Geçerlilik Sorunları, On İki Levha Yayıncılık.

·      Bilgili, F., & Demirkapı, H. (2022). TTK m. 418 Kapsamında Toplantı Nisabının Korunması, TAAD, C. 13, S. 49.

·      Tekinalp, Ü. (2020). Sermaye Şirketleri Hukuku, Beta Yayınları.

·      Poroy, R., Tekinalp, Ü., & Çamoğlu, E. (2014). Ortaklıklar ve Kooperatifler Hukuku, Beta Yayıncılık.

·      İmregün, O. (1999). Şirketler Hukuku Dersleri, Beta.

·      Yargıtay 11. HD, 26.04.2002, E. 2001/12785, K. 2002/4844



[1] Yıldırım, 2023, s. 41

[2] Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, s. 524

[3] Bahtiyar, 2020, s. 72

[4] Karahan, 2021, s. 189

[5] Bahtiyar, 2020, s. 133

[6] Karahan, 2021, s. 223

[7] Ünal, 2021, s. 144

[8] Yasaman, 2020, s. 281

[9] Karahan, 2021, s. 238

[10] Bahtiyar, 2022, s. 159

[11] Karahan, 2022, s. 218

[12] Bahtiyar, 2021, s. 304

[13] Ateş, 2022, s. 92

[14] Bahtiyar, 2021, s. 287

[15] Yasaman, 2020, s. 319; Eriş, 1994, s. 141

[16] Yarg. 11. HD, 21.03.2016, E. 2015/15625, K. 2016/3083

[17] Karahan, 2022, s. 228

[18] Bilgili/Demirkapı, 2020, s. 172

[19] Pulaşlı, 2014, s. 414

[20] Kubilay, 2016, s. 281

[21] Bilgili/Demirkapı, 2020, s. 179

[22] Çamoğlu, 2021, s. 251

[23] Moroğlu, 2014, s. 89

[24] Aydın, 2020, s. 94

[25] Demirkapı, 2017, s. 172

[26] Çamoğlu, 2022, s. 265

[27] Bahtiyar, 2021, s. 278

[28] Kılıçoğlu, 2019, s. 305

[29] Bilgili/Demirkapı, 2020, s. 176

[30] Yarg. 11. HD, 26.04.2002, E. 2002/3245, K. 2002/4994

[31] Ulusoy, 2023, s. 191

[32] Erdem, 2014, s. 317

[33] Üstün/Aydın, 2011, s. 185

[34] Yiğit, 2005, s. 132

[35] İmregün, 1999, s. 207

[36] Nomer, 2001, s. 93

[37] Poroy/TekinAlp/Çamoğlu, 2014, s. 286

[38] Teoman, 2002, s. 91

[39] Helvacı, 2015, s. 204

[40] Doğanay, 2003; Tekinalp, 2006

[41] . Gümüş, 2021, s. 412

[42] Bilgili/Demirkapı, 2022, s. 164

Proje Fotoğrafları