Osmaniye, Olgunlar Sokağı No:24/7, 34146 Bakırköy/İstanbul
Osmaniye, Olgunlar Sokağı No:24/7, 34146 Bakırköy/İstanbul
1.MARKA KAVRAMI
1.1. TANIMI
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 4. maddesi, “marka olabilecek işaretler” başlığı altında marka kavramını hem tanımlamakta hem de marka olarak tescil edilebilecek işaret türlerini belirlemektedir. Bu maddeye göre marka; bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine tanınan korumanın kapsamının açık ve kesin bir şekilde anlaşılmasına olanak tanıyacak biçimde sicilde gösterilebilir olması şartıyla, kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ile malların ya da ambalajlarının biçimi gibi her tür işaretten oluşabilir. Dolayısıyla Kanun, marka kavramını sadece klasik biçimde algılanan sözcük ve şekil unsurlarının ötesine taşıyarak, çağdaş ticari uygulamalara uyumlu şekilde geniş bir perspektifle ele almıştır.
Sınai Mülkiyet Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce yürürlükte bulunan 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) 5. maddesi ise “markanın içereceği işaretler” başlığıyla düzenlenmişti. Bu düzenlemede, marka; bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etme yetisine sahip olması koşuluyla, kişi adları dahil olmak üzere özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar ile malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen, ya da benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayımlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işareti kapsayabilmekteydi.
Her iki düzenleme karşılaştırıldığında, Sınai Mülkiyet Kanunu’nun marka olabilecek işaretler bakımından kapsamı daha da genişlettiği görülmektedir. Önceki KHK’de marka olarak tescil edilebilmesi için işaretin “çizimle görüntülenebilir” olması şart koşulurken, bu ifade yeni düzenlemede “sicilde gösterilebilir olma” şartına dönüştürülmüştür. Bu değişiklik, Avrupa Birliği Marka Tüzüğü (AB 2017/1001) ile uyumlu bir anlayışı benimsemekte olup, teknolojik gelişmelerin ışığında, yalnızca çizimle ifade edilemeyen ancak dijital yollarla sicilde açık ve anlaşılır şekilde gösterilebilen işaretlerin de marka olarak tesciline olanak tanımaktadır. Böylelikle, örneğin ses dosyaları veya dijital ortamda tanımlanabilen renk kodları gibi unsurlar da marka sistemine entegre edilebilmiştir.
Buna ek olarak, yeni Kanun ile birlikte marka olabilecek işaretler arasına açıkça “renkler” ve “sesler” de dâhil edilmiştir. Bu unsurlar, 556 sayılı KHK döneminde açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte, uygulamada çeşitli yorumlarla sınırlı düzeyde kabul görmekteydi. Ancak 6769 sayılı Kanun ile birlikte ses ve renk markaları mevzuat düzeyinde açıkça tanınmış ve koruma altına alınabilir hale getirilmiştir. Bu değişiklikler, hem marka hukukunun gelişimine katkı sağlamakta hem de girişimcilerin marka portföylerini daha yaratıcı ve işlevsel biçimde oluşturmalarına olanak tanımaktadır.
1.2. TÜRLERİ
Marka hukukunun temel işlevi, bir işletmenin mal veya hizmetlerini diğerlerinden ayırt etmeyi sağlamaktır. Ancak, bazı hallerde markanın işlevi bireysel değil, topluluk menfaatine dayalı bir yapıda ortaya çıkmaktadır. İşte bu tür durumlarda ortak marka ve garanti markası gibi kolektif marka türleri devreye girer. Bu markalar, belirli bir mal veya hizmet grubu üzerinde kalite, üretim standardı ya da coğrafi köken gibi özellikleri denetlemeye ve korumaya yönelik olarak kurgulanmıştır.
Ortak marka, belirli bir üretici veya hizmet sağlayıcı topluluğuna üye olan işletmeler tarafından kullanılan ve bu işletmelere ait mal veya hizmetlerin ortak bir işareti olarak işlev gören bir marka türüdür. Bu marka, mal veya hizmetlerin belirli bir kuruluşa mensup işletmeler tarafından sunulduğunu göstermek amacıyla kullanılır. Dolayısıyla ortak marka, bireysel markadan farklı olarak, belirli bir tüzel kişiliğe ait olmakla birlikte, kullanım hakkı bu tüzel kişiliğin üyelerine tanınmıştır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’na göre ortak markalar, "marka sahibinin kontrolü altında bulunan bir grup işletme tarafından kullanılan ve işletmelerin mal veya hizmetlerini diğerlerinden ayırt etmeyi sağlayan işaretler" olarak tanımlanmaktadır (SMK m.32). Bu kapsamda, örneğin bir kooperatif ya da meslek birliği üyeleri tarafından kullanılan ortak markalar, üyelerin belirli standartları taşıyan mal veya hizmet sunduğunu gösterir niteliktedir. Ortak markanın en önemli yönü, kullanımın kolektif yapıya bağlı olması ve bireysel tescil sahipliğinden uzak bir karakter taşımasıdır.
Garanti markası ise, belirli özellikleri taşıyan mal veya hizmetlerin bu özellikleri sağladığının teminatı olarak kullanılan bir markadır. Bu tür markalarda marka sahibi, mal veya hizmeti sunan kişi ya da kuruluşlardan farklıdır. Garanti markasının amacı, kalite, üretim yöntemi, coğrafi köken, teknik standart gibi belirli kriterlere uygunluğu güvence altına almak ve bu uygunluğu tüketiciye gösterebilmektir.
Sınai Mülkiyet Kanunu'nda garanti markası; “marka sahibinin denetimi altında, marka sahibinden ekonomik olarak bağımsız kişilerin, markada belirtilen garanti kriterlerine uygun olarak mal veya hizmetlerini sunduklarını gösteren işaretler” olarak tanımlanır (SMK m.32). Garanti markasının temel işlevi, ticari bir kaynak belirtmekten ziyade, mal veya hizmetin belirli standartları karşıladığını teyit etmektir. Bu yönüyle garanti markaları, tüketici nezdinde kalite güvencesi işlevi görür.
Garanti markasının kullanımı için, marka başvurusu sırasında bir kullanım ve denetim şartnamesi sunulması zorunludur. Bu şartname, markanın kimler tarafından, hangi koşullarda kullanılabileceğini, denetim usullerini ve kullanımın ihlali halinde öngörülen yaptırımları açık biçimde belirlemelidir. Böylece garanti markası sistemi, hem üretici veya hizmet sağlayıcıyı belirli standartlara uymaya zorlamakta, hem de tüketiciyi aldatıcı kullanımlara karşı korumaktadır.
Ortak marka ile garanti markası, her ikisi de kolektif nitelik taşıyan, kalite ve denetim temelli sistemlerdir. Ancak aralarında önemli farklar mevcuttur. Ortak markada kullanım hakkı, belirli bir topluluğa üyelik ile sınırlıdır ve marka sahibi bu topluluk adına hareket ederken, garanti markasında marka sahibi ekonomik olarak tarafsız bir üçüncü kişidir ve yalnızca kalite veya standart denetimi yapar. Ortak markada ayırt edicilik, topluluğa üyeliğe bağlıyken; garanti markasında ayırt edicilik, belirli niteliklerin sağlanmasına bağlıdır.
Marka hakkı, bir işletmenin mal veya hizmetlerini diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etmeye yarayan işaretler üzerindeki münhasır kullanma yetkisini ifade eder. Modern hukuk sistemlerinde marka, sadece ayırt etme işleviyle sınırlı kalmamakta, aynı zamanda ekonomik değer taşıyan bir sınai mülkiyet unsuru olarak değerlendirilmektedir. Bu çerçevede marka hakkı, sahibine hem hukuki hem de ekonomik yönden çeşitli yetkiler sağlayan özel hukuk kaynaklı bir mutlak haktır. Marka hakkının niteliği, kazanılması ve sona ermesi ise bu hakkın kullanım kapsamını ve süresini belirlemektedir.
Marka hakkı, doktrinde genel olarak mutlak hak kategorisinde değerlendirilmektedir. Mutlak haklar, hak sahibine üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir yetkiler tanır ve ihlali halinde bu kişilere karşı hukuki koruma sağlanır. Marka hakkı, yalnızca marka sahibine ait olmak üzere, markayı kullanma, izinsiz kullanımları engelleme ve gerektiğinde hukuki yollara başvurma gibi yetkiler sağlar. Bu yönüyle marka hakkı, özellikle mülkiyet hakkının özel bir görünümü olarak kabul edilmektedir.
Ayrıca marka, ekonomik değer taşıması nedeniyle maddi olmayan malvarlığı hakkı niteliğindedir. Marka üzerinde lisans verilmesi, rehin tesisi, haciz ve miras yoluyla intikal gibi işlemler yapılabilmektedir. Bu da markanın, sadece ayırt edici bir işaret olmanın ötesine geçerek, ticarî bir varlık olarak işlev gördüğünü ortaya koymaktadır.
Türk hukukunda marka hakkının elde edilmesi, tescil esasına dayalı bir sistemle düzenlenmiştir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’na (SMK) göre, bir işaretin marka olarak hukuki koruma görebilmesi, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescil edilmesiyle mümkündür. SMK’nın 3. maddesi, marka olarak tescil edilebilecek işaretlerin taşıması gereken şartları açıkça ortaya koymuştur. Bu hükme göre, marka olabilecek işaretlerin ayırt edici nitelikte olması, kamu düzenine aykırılık taşımaması ve halkı yanıltacak şekilde olmaması gerekmektedir.
Marka hakkı, Kurum nezdinde yapılan başvurunun, inceleme, ilan, itiraz ve değerlendirme süreçlerinden geçerek tescil edilmesiyle doğar. Tescil işlemi tamamlandığında, marka sahibi, başvuru tarihinden itibaren geçerli olmak üzere markasını yasal koruma altına almış olur. Tescil edilen marka, marka sahibine on yıl süreyle koruma sağlar ve bu süre dolduğunda, talep üzerine her defasında on yıllık periyotlarla süresiz biçimde yenilenebilir. Marka sahibi bu hak kapsamında markayı münhasıran kullanma ve üçüncü kişilerin ihlallerine karşı hukuki koruma isteme yetkisine sahiptir.
Marka hakkı, diğer sınai mülkiyet haklarında olduğu gibi süresiz ve mutlak nitelikte değildir. Belirli hukuki ya da fiili sebeplerin gerçekleşmesi halinde marka hakkı sona erebilir. Bu sona erme, genel olarak üç ana başlık altında incelenebilir:
Koruma Süresinin Dolması ve Yenilenmemesi: Tescil edilen bir marka, on yıl süreyle koruma altındadır. Bu sürenin sona ermesinden önce yenileme başvurusu yapılmazsa, marka hakkı herhangi bir mahkeme ya da idari karar olmaksızın kendiliğinden hükümsüz hâle gelir.
İptal veya Hükümsüzlük Yoluyla Sona Erme: Marka hakkı, tescil edildikten sonra ortaya çıkan ya da tescil esnasında mevcut olmasına rağmen göz ardı edilen bazı sebeplerle iptal edilebilir ya da hükümsüz kılınabilir. Örneğin, markanın ciddi biçimde kullanılmaması, ayırt edici niteliğini yitirmesi ya da yanıltıcı hâle gelmesi durumlarında Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından iptal kararı verilebilir. Ayrıca, tescile engel oluşturabilecek mutlak veya nispi ret nedenlerinin varlığı halinde, mahkemelerce hükümsüzlük kararı da verilebilir.
Feragat Yoluyla Sona Erme: Marka sahibi, açık ve yazılı bir beyanla marka hakkından kendi iradesiyle vazgeçebilir. Bu feragat beyanının geçerli olabilmesi için Kurum’a sunulması zorunludur. Feragat işlemi tamamlandığında marka üzerindeki hak sona ermiş sayılır.
Marka hakkının sona ermesi, sadece tescil süreciyle sınırlı kalmaz; ekonomik ve malvarlığı etkileri de doğurur. Örneğin, sona eren bir marka hakkına dayalı olarak tesis edilmiş lisans anlaşmaları ya da rehin hakları da geçersiz hâle gelir.
Marka hukukunda iptal ve hükümsüzlük gibi kurumsal mekanizmalar zaman içerisinde hem ulusal hem de uluslararası düzeyde değişiklik ve gelişim göstermiştir. Türkiye’de marka korumasına ilişkin ilk kapsamlı düzenleme, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (MarkKHK) ile gerçekleştirilmiştir. Bu düzenleme, uzun süre uygulamada kalmış; ancak sistematik eksikliklerin giderilmesi ve Avrupa Birliği mevzuatına uyum sağlanması amacıyla 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıştır. SMK ile birlikte marka hukukunda daha bütüncül, açık ve teknik anlamda gelişmiş bir yapı benimsenmiştir.
Söz konusu Kanun’un uygulamasına yönelik ayrıntılar, yine SMK’ya dayanılarak çıkarılan yönetmeliklerle düzenlenmiştir. Ayrıca, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile yürüttüğü mevzuat uyum süreci kapsamında, AB Marka Tüzüğü hükümleri de dikkate alınmış; bu doğrultuda iç hukukta çeşitli güncellemeler gerçekleştirilmiştir. Böylece, Türkiye marka hukukunda hem ulusal ihtiyaçlara cevap verebilecek hem de uluslararası standartlara uygun bir sistem tesis etmeyi hedeflemiştir.
1995 yılında yürürlüğe giren 556 sayılı MarkKHK, Türk marka hukukunun modernleşme sürecinde temel mevzuat niteliğinde olmuş ve markanın iptali konusunu ilk defa sistematik biçimde düzenlemiştir. MarkKHK’nın 14. maddesi, markanın ciddi biçimde kullanılmaması halinde iptaline imkân tanımıştır. Ayrıca, 42. maddede yer alan diğer iptal sebepleri arasında markanın ayırt edici niteliğini kaybetmesi, yanıltıcı hale gelmesi veya jenerikleşmesi gibi durumlar da yer almaktaydı1. Ancak, Anayasa Mahkemesi’nin 2005 tarihli kararıyla KHK’ların temel hak ve özgürlüklere ilişkin alanlarda düzenleme yapamayacağı yönünde hüküm verilmiş ve 556 sayılı KHK'nın hukuki geçerliliği tartışma konusu olmuştur2.
2017 yılında yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu, marka hukukuna ilişkin önceki düzenlemeleri tek çatı altında toplamış ve markanın iptaline ilişkin hükümleri daha ayrıntılı ve sistematik biçimde ele almıştır. SMK’nın 26. maddesi uyarınca marka, tescil tarihinden itibaren kesintisiz beş yıl içinde ciddi biçimde kullanılmazsa veya kullanımı durursa; ayırt edici niteliğini yitirirse, yanıltıcı hale gelirse ya da teknik bir zorunluluğa bağlı olarak belirli şekil unsurlarını taşıyorsa iptal edilebilir3. Ayrıca bu hükümle birlikte, iptal yetkisinin mahkemelerden alınarak idari birim olan Türk Patent ve Marka Kurumu’na devredileceği düzenlenmiş; bu geçiş süreci 10 Ocak 2024 itibarıyla tamamlanmıştır4.
22 Nisan 2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan ve 6769 sayılı Kanun’un uygulanmasına ilişkin usul ve esasları düzenleyen Yönetmelik, markanın iptaline ilişkin sürecin ayrıntılarını ortaya koymaktadır5. Yönetmeliğin 28 ila 34. maddeleri arasında iptal talebinin içeriği, tarafların beyan süreleri, delillerin sunulması ve Kurum kararına karşı yapılacak itiraz yolları gibi usuli düzenlemelere yer verilmiştir. Bu kapsamda, başvuruların çevrimiçi ortamda yapılabileceği ve sürelerin elektronik tebligatla işletileceği belirtilerek uygulamada kolaylık ve hız hedeflenmiştir.
Avrupa Birliği düzeyinde marka hukukunun temel kaynağını oluşturan 2017/1001 sayılı Avrupa Birliği Marka Tüzüğü, markanın iptaline ilişkin düzenlemeleri 58 ila 60. maddeler arasında sistematik şekilde düzenlemiştir6. Tüzüğe göre bir marka, tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde ciddi biçimde kullanılmazsa (m.58/1-a), jenerik hale gelirse (m.58/1-b), aldatıcı hale gelirse (m.58/1-c) veya kötü niyetle tescil edilmişse (m.59/1-b) iptal edilebilecektir. Bu talepler, Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) nezdinde idari yolla sonuçlandırılmaktadır. Türkiye’de 2024 yılı itibarıyla hayata geçirilen idari iptal sistemiyle, AB uygulamalarıyla paralel bir yapıya geçilmiş; böylece uluslararası uyum daha da güçlenmiştir.
4.MARKANIN İPTALİ
Markanın iptaline ilişkin düzenlemeler SMK’nın “Hakkın Sona Ermesi” isimli beşinci kısım, birinci bölüm 26. Maddede “İptal halleri ve iptal talebi” başlığıyla düzenlenlenmiştir. “Hükümsüzlük talebi ve hükümsüzlük iptali” ise aynı bölüm 25. Maddede ayrı bir başlık olarak yer almaktadır. Kanun koyucu SMK ile birlikte iptal ve hükümsüzlüğe ilişkin düzenlemeleri ayrı maddelerde ele alarak Mülga MarKHK hükümlerinde değişikliğe gitmiştir. MülgaKHK baktığımızda 42. Maddesinde iptal ve hükümsüzlüklere ilişkin hükümleri “hükümsüzlükler halleri” şeklinde birlikte düzenlediğini görmekteyiz. Bu düzenlemenin doktrinde, uygulamada eleştiri ve problemlere yol açması, AB mevzuatıyla uyumlu olmaması nedeniyle kanun koyucu SMK’da bu husustaki sorunları gidermek amacıyla iptal ve hükümsüzlük hallerini birbirinden ayrı maddelerde düzenlemiştir.
İptal hallerini düzenleyen SMK madde 26’ya baktığımızda iptal halleri dört durumda ortaya çıkmaktadır. Bunlar markanın uzun süre kullanılmaması, markanın yaygın(jenerik) ad haline gelmesi, markanın halkı yanıltması ve garanti markası ve ortak marka için teknik şartnameye uygun olmaması şeklinde düzenlenmiştir. Bununla birlikte markanın iptalinin gündeme gelebilmesi için öncelikle iptali talep olunan markanın TPMK nezdinde tescilli bir marka olması gereklidir.[1] Tescilli olmayan ve tescil süreci tamamlanmayan markalar için iptal talebinde bulunulamaz.
4.1. İPTAL TALEBİ
Markanın iptalini düzenleyen SMK’nın 26. Maddesinde kanun koyucu “Aşağıdaki hâllerde talep üzerine Kurum tarafından markanın iptaline karar verilir”şeklinde markanın iptalinin ancak talep değerlendirileceğini ve iptale karar verilebileceğini açıkça ortaya koymuştur. Yani iptal hallerindan birinin mevcut olması markanın iptaline karar verilmesi için yeterli olmamakla birlikte TPMK bu hususu resen dikkate almamaktadır.
Mülga MarKHK döneminde de aynı şekilde iptal için talep gerekmekteydi. Bu açıdan SMK nezdinde bir değişikliğe gidilmemiştir. MarKHK madde 3 uyarınca “Markanın hükümsüzlüğünü, ilgili mahkemeden, zarar gören kişiler, Cumhuriyet savcıları veya ilgili resmi makamlar isteyebilir.” Şeklinde düzenlenmiştir.
4.1.1. Yetkili makam
Markanın iptali için başvurulacak yetkili makama baktığımızda buna yine SMK madde 26/1 göre iptal kararının “Kurum” tarafından verileceği düzenlenmiştir. Madde metninde bahsedilen kurum kavramından ise SMK madde 2 uyarınca Türk Patent ve Marka Kurumu işaret edilmektedir. Ancak SMK 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe girmiş olmakla birlikte madde 192 uyarınca 26. Maddenin yürülüğe girmesi 7 yıl ertelenmiştir. Bu 7 yıllık sürede ise iptale yetkili makamın kim olacağı geçici madde 4 kapsamında düzenlenmiştir. Geçici madde 4 uyarınca “26 ncı madde hükmü yürürlüğe girene kadar, iptal yetkisi, anılan maddedeki usul ve esaslara göre mahkemeler tarafından kullanılır. 26 ncı maddenin yürürlüğe girdiği tarihte mahkemeler tarafından görülmekte olan iptal davaları mahkemeler tarafından sonuçlandırılır.” 10.01.2024 tarihinde 26. Madde yürürlüğe girene kadar iptal için yetkili makam mahkemelerdir. Aynı şekilde MarKHK’da iptal için yetkili makamın mahkemeler olduğu açıkça düzenlenmiştir. Yetkili mahkeme olarak ise fikri sınai haklar hukuk mahkemesi karşımıza çıkmaktadır. Ancak yalnızca istanbulda ankara ve izmirde bulunan bu mahkemeler yerine diğer illerde asliye hukuk mahkemesi görevli mahkeme olmaktadır.
4.1.2. Taraflar
Markanın iptali sürecinde iptali talep edebilecekler ve iptal talebi yöneltilebilecek kişiler şeklinde iki taraflı bir inceleme vardır. İptal yetkisinin kuruma geçmesinden önceki dönemde mahkemede görülen iptal davalarında taraflar iptali talep eden davacı ve markası hakkında iptal talebinde bulunulan ise davalı olarak yer almaktaydı. Ancak iptal yetkisinin kuruma geçmesiyle birlikte iptal talebinde bulunabilecek kişiler için iptal talebinde bulunan olarak adlandırabiliriz.
İptal talebinde bulunabilecekler ise SMK 26/2 de İlgili kişiler olarak düzenlenmiştir. Ancak ilgili kavramı tanımlanmamıştır. Bu hususta doktrinde eleştirilmiş olup ilgili kişi kavramının geniş yorumlanması gerektiği savunulmuştur.[2]
Bu konuya ilişkin mülga MarKHK’da markanın iptalini zarar gören kişilerin isteyebileceği düzenlenmiştir.
İptal talebinin ileri sürülebileceği kişilere baktığımızda ise iptal talebinde bulunulan tarihte adına marka tescil edilmiş kişiye veyahut onun mirasçılarına karşı bu talepte bulunulabilecektir. Söz konusu marka tescil tarihinden sonra devredilmişse eğer markayı devir yoluyla iktisap eden kişiye de talep yönetilebilecektir. Çünkü SMK uyarınca marka, devredilebilir veya miras yoluyla intikal edebilir.
4.1.3. Süre
iptal talebinde bulunması hakkında kanun herhangi bir süre öngörülmemiştir. Bunun nedeni ise iptallerinin markanın tescilinden sonra her zaman ortaya çıkabilecek olmasıdır. Ancak iptal hallerinden biri olan markanın beş yıl kesintisiz olarak kullanılmaması halinde süre konusu gündeme gelmektedir. Çünkü bu iptal haline yönelik iptal başvurusunda bulunulabilmesi için markanın tescilinden itibaren 5 yıllık sürenin geçmiş olması gerekmektedir. Tescilden itibaren 5 yıllık süre geçmiş olmasının, iptal talebinde dava şartı teşkil ettiği söylenebilir.[3] Markanın diğer iptal hallerinde ise bir süre öngörülmesi mümkün değildir.
4.1.4İspat yükü
Markanın iptali sürecinde tarafların ispat yükü önem arz etmektedir. HMK madde 190/1 uyarınca “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” TMK madde 6 uyarınca da aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her birinin, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu düzenlenmiştir. Bu düzenlenmeler markanın iptali sürecinde de uygulama alanı bulmaktadır.
4.2. İptal talebinin sonuçları
Markanın iptaline ilişkin bir talebin kuruma sunulmasının ardından, bu talep marka sahibine resmi olarak bildirilir. Bildirimin yapılmasından itibaren marka sahibi, iptal istemine yönelik cevaplarını ve varsa delillerini bir ay içinde Türk Patent ve Marka Kurumuna sunmakla yükümlüdür. Bu süre zarfında marka sahibi tarafından talep edilmesi hâlinde, Kurum ek bir ay süre verebilir. Sürelerin belirlenmesinde Kurumun takdir yetkisi bulunmaktadır. Sürecin sağlıklı yürütülebilmesi adına, Kurum gerekli gördüğü durumlarda taraflardan ek bilgi ve belge talep edebilir. Tüm taraf beyanları, sunulan deliller ve iddialar değerlendirildikten sonra Kurum, dosya üzerinden inceleme yaparak karar verir; herhangi bir duruşma yapılmasına gerek yoktur.
Ancak 10 Ocak 2024 tarihinden önce yürürlükte olan uygulamada, marka iptal talepleri yetkili fikri ve sınai haklar hukuk mahkemelerinde görülmekteydi. Bu süreçte mahkemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde yazılı yargılama usulüne uygun olarak ön inceleme, tahkikat ve sözlü yargılama aşamalarını takip etmekte ve yargılamayı duruşmalı şekilde gerçekleştirmekteydi. Böylelikle marka iptali yargılaması daha uzun süren, şekli yönü ağır basan bir mahkeme süreci olarak işlemekteydi.
4.3. İptal Kararının Etkileri
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 27. maddesi, markaya ilişkin hükümsüzlük ve iptal kararlarının hukuki etkilerini aynı çerçevede düzenlemektedir. Bu hükme göre, hükümsüzlük kararı verildiğinde, karar markanın başvuru tarihinden itibaren geriye dönük olarak geçerli olur. Diğer bir ifadeyle, marka tescil edilmiş olsa dahi, geçmişe etkili olarak hiç tescil edilmemiş gibi kabul edilir ve bu doğrultuda tüm hukuki sonuçları ortadan kalkar. Hükümsüzlük, markanın geçmişe dönük varlığını hukuken ortadan kaldırır.
Buna karşılık, markanın iptaline ilişkin verilen kararlar, kural olarak ileriye etkili sonuç doğurur. İptal kararı, markanın Türk Patent ve Marka Kurumuna iptal talebinin sunulduğu tarihten itibaren geçerlilik kazanır. Ancak, iptal sebebinin bu tarihten daha önce ortaya çıktığının açık biçimde ispat edilmesi ve bu konuda talepte bulunulması hâlinde, Kurum iptal kararının geriye etkili olarak daha erken bir tarihten itibaren geçerli olmasına karar verebilir. Buna rağmen, bu geriye etkili sonuç bazı hâllerde istisna teşkil eder ve geçmişe yönelik uygulanmaz.
Kanunda öngörülen bu istisnai durumlar şunlardır:
· İptal kararından önce markaya dayanılarak açılmış ve sonuçlandırılarak kesinleşmiş, ayrıca icra edilerek uygulamaya konulmuş yargı kararları üzerinde iptal kararının etkisi söz konusu değildir.
· Aynı şekilde, iptal kararından önce akdedilmiş ve kısmen ya da tamamen ifa edilmiş olan sözleşmeler de bu geriye etkiden bağışık tutulur. Ancak, bu tür sözleşmeler kapsamında ödenmiş bedellerin, hakkaniyet ilkesi doğrultusunda tamamen veya kısmen iadesi gündeme gelebilir.
Sonuç olarak, marka üzerinde verilen iptal kararı, kesinleştiği andan itibaren yalnızca taraflar arasında değil, üçüncü kişiler bakımından da bağlayıcılık kazanır. Bu bağlamda karar, erga omnes niteliğindedir; yani "herkese karşı hüküm doğuran" bir karar olarak kabul edilir. Bu yönüyle iptal kurumu, hem bireysel hem de toplumsal hukuk güvenliğini gözeten etkili bir yasal araç niteliğindedir.
4.4. İPTAL HALLERİ
4.4.1. Markanın kullanılmaması
Marka tescil tarihinden itibaren 5 yıl için haklı bir sebep olmaksızın tescil edildiği mal ve hizmetler bakımından Türkiye’de ciddi biçimde kullanılmayan ya da kullanımına 5 yıl kesintisiz ara verilen markanın iptaline karar verilir. Ancak bazı durumlarda marka kullanılmış kabul edilir.
- Markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması.
- Markanın sadece ihracat amacıyla mal veya ambalajlarında kullanılması.
Markanın marka sahibinin izni ile kullanılması durumlarında marka kullanılmış kabul edilir. Bu kullanımlara örnek olarak markanın lisans sözleşmesi, franchising sözleşmesi kapsamında veya intifa hakkına dayandığı kullanımlar marka sahibinin kullanımı olarak sayılmaktadır.
Marka, ayırt edici karakteri değiştirilmeksizin, farklı unsurlar eklenerek kullanılabilir. Örneğin, bir otomobil markası, logosunu değiştirip, fakat markanın esas karakterini kaybetmeden farklı modellerle pazarlama yapabilir. Bu tür kullanımlar marka hakkının devam etmesini sağlar.
Bir markanın yalnızca ihracat amaçlı olarak kullanılması, Türkiye içindeki piyasa için kullanılmıyor gibi görülse de, yurt dışındaki ticaret de markanın kullanımını oluşturur. Örneğin, Türkiye'de üretilen bir giyim markası, yalnızca yurtdışındaki pazarlarda satılıyorsa, bu kullanım hâlâ geçerli sayılabilir.
Marka sahibinin izni ile yapılan kullanım da marka kullanımı sayılır. Bu tür kullanımlar arasında, markanın bir başkasına lisans verilmesi, franchising sözleşmesi kapsamında kullanılması ya da intifa hakkı ile başkasına kullandırılması örnek gösterilebilir. Örneğin, McDonald's markasının, bir franchising sözleşmesi ile başka bir kişi tarafından işletilmesi, markanın aktif kullanımına örnek teşkil eder.
4.4.2. Markanın yaygın jenerik ad haline gelmesi
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 26. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, markanın iptaline neden olabilecek durumlardan biri olarak, markanın yaygın bir ad hâline gelmesi düzenlenmiştir. Bu hükme göre, marka sahibinin eylemleri ya da gerekli tedbirleri almaktan kaçınması sonucu, marka tescil edildiği mal veya hizmetler için halk arasında jenerik bir ad olarak kullanılmaya başlanırsa, bu durum markanın iptaliyle sonuçlanabilir. Bu düzenleme çerçevesinde iptalin söz konusu olabilmesi için iki temel koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir:
· Markanın yaygın biçimde jenerik hâle gelmesinin, marka sahibinin davranışlarından veya ihmallerinden kaynaklanmış olması,
· Bu yaygın kullanımın, markanın tescilli olduğu mal ya da hizmetler açısından gerçekleşmiş olması.
Mülga 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de benzer bir düzenleme 42. maddenin (b) bendinde yer almaktaydı. Ancak bu önceki düzenlemede, yalnızca marka sahibinin davranışlarının bu duruma yol açması halinde iptal mümkünken, günümüzde geçerli olan Sınai Mülkiyet Kanunu, marka sahibinin gerekli önlemleri almaması hâlini de iptal sebebi olarak öngörmüştür.
Bu duruma örnek olarak, başlangıçta ticari bir marka olan “Bant” kelimesinin zamanla belirli bir ürün türünü tanımlayan genel bir ifade hâline gelmesi gösterilebilir. Benzer şekilde, “Aspirin” markası da zaman içinde halk arasında yaygın bir ağrı kesici ismi olarak yerleşmiş ve markalaşma niteliğini yitirmiştir. Bu örneklerde olduğu gibi, marka sahibinin markayı jenerikleşmeden koruyacak tedbirleri almaması hâlinde, marka hükümsüz hâle gelebilir.
4.4.3. Markanın halkı yanıltıcı hale gelmesi
Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 26. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, markanın kullanım biçimi nedeniyle kamuoyunu yanıltıcı hâle gelmesini bir başka iptal gerekçesi olarak öngörmektedir. Bu hükme göre, marka sahibinin kendisi ya da onun izniyle hareket eden kişiler tarafından yapılan kullanım sonucunda, markanın tescilli olduğu mal veya hizmetlerin niteliği, kalitesi ya da coğrafi kaynağı hakkında tüketicilerde yanlış izlenim oluşması hâlinde, marka iptale konu olabilir.
Burada dikkat çeken husus, halkı yanıltıcı durumun, marka tescil edildikten sonra ortaya çıkmasıdır. Yani marka tescil anında yanıltıcı olmasa bile, sonraki kullanım şekli bu nitelikte bir algı oluşturuyorsa, iptal süreci başlatılabilir. Örneğin, “Zeytinyağı” ibaresini taşıyan bir markanın, zeytinyağı içermeyen bir üründe kullanılması ya da belirli bir coğrafi kaynağa ait olduğu izlenimini veren bir markanın, o bölgeyle ilgisi olmayan ürünlerde yer alması, halkı yanıltıcı kullanım olarak değerlendirilir.
Mülga MarkKHK’nın 42. maddesinin (e) bendinde de benzer şekilde, markanın kullanım şekliyle tüketicilerde yanlış bir izlenim yaratması durumunda iptal müessesesi öngörülmüş, markanın yanıltıcı niteliğe bürünmesinde marka sahibinin fiil veya ihmali belirleyici faktör olarak kabul edilmiştir.
4.4.4. Garanti markası ve ortak markanın teknik şartnameye aykırı kullanımı
Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 26. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde, garanti markaları ve ortak markaların teknik şartnameye aykırı biçimde kullanılmasının iptal nedeni oluşturduğu açıkça belirtilmiştir. Bu durum ayrıca SMK’nın 32. maddesinin yedinci fıkrasında ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Buna göre, marka sahibinin, teknik şartnameye aykırılığı gidermek için gerekli tedbirleri almaması ve tanınan süre içinde bu aykırılığın düzeltilmemesi hâlinde, ilgili kişiler, Cumhuriyet savcılığı veya kamu kurumları tarafından yapılacak başvuru üzerine markanın iptaline karar verilebilir.
Mülga MarkKHK’da bu husus, 42. madde kapsamında 59. maddeye aykırılık olarak düzenlenmişti. Ancak iptal kararının mahkeme tarafından verileceği belirtilmiş ve tanınan süre içinde şartnameye aykırı kullanım düzeltilmezse marka iptal edilmiştir. Bu düzenleme, doktrinde yetki çatışması ve uygulama ayrılıklarına yol açmıştır.
Örnek vermek gerekirse, “Organik Gıda” ibaresini taşıyan bir garanti markası, yalnızca organik üretim yapan işletmeler tarafından kullanılmak üzere tescil edilmiş olabilir. Ancak bu marka, teknik şartnameye aykırı biçimde, organik olmayan ürünler için kullanılırsa ve marka sahibi bu ihlali gidermek için herhangi bir önlem almazsa, markanın iptali gündeme gelir.
Bu bağlamda, garanti ve ortak markaların teknik şartnamelere uygun şekilde kullanımı, kamu düzenini ilgilendiren bir unsur olarak değerlendirilmekte ve söz konusu markaların yanlış veya yanıltıcı kullanımı halinde ciddi hukuki sonuçlar doğmaktadır.
5.MARKA İPTAL TALEP FORMU, İPTAL ÜCRETİ, KARAR VE İTİRAZ SÜRECİ
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) çerçevesinde, marka hakkının sürekli kullanılmaması, ayırt edici niteliğini yitirmesi, halkı yanıltması veya teknik şartnameye aykırılıklar gibi hallerde markanın iptali söz konusu olabilir (SMK m. 26). İptal süreci, belirli biçim ve içerik unsurlarının yer aldığı bir talep formu aracılığıyla başlatılmakta, ilgili harç ve masraflar yatırılarak resmi makama sunulmaktadır.
Marka iptal talep formu, şekil şartlarına bağlı olarak belirli zorunlu alanları içermelidir. Sınai Mülkiyet Kanunu Uygulama Yönetmeliği'nin (2023) 28 ila 34. maddeleri uyarınca aşağıdaki bilgiler talep formunda bulunmalıdır:
· Talepte bulunan kişinin kimlik ve iletişim bilgileri (gerçek veya tüzel kişi)
· Vekil tayin edilmişse vekilin bilgileri
· İptali istenen markanın tescil numarası, tescil tarihi ve mal/hizmet listesi
· İptal sebebinin dayanağı olan hukuki gerekçeler (örneğin, SMK m. 26/1-a, b, c, ç)
· Dayanak gösterilen somut delil ve bilgi belgeleri
· Talebin hangi marka türü için yapıldığı (örneğin garanti markası, ortak marka)
· Talep sahibinin imzalı ve tarihli beyanı
Bu bilgiler çevrim içi olarak e-Devlet veya Türk Patent ve Marka Kurumu (TPMK) sistemi üzerinden sunulabilir. Eksik bilgi içeren başvurular şeklen reddedilebilir (SMK Uyg. Yön. m. 30).
Marka iptali başvurusu, belirli bir idari ücretin ödenmesiyle geçerlilik kazanır. Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından yayımlanan "2025 Yılı Marka Tebliği" çerçevesinde iptal talep ücretleri güncellenmiştir (Resmî Gazete, 2024). Başvuru sahibi, bu ücreti e-Devlet entegrasyonu veya TPMK online sistemi üzerinden kredi kartı veya havale ile ödeyebilir.
İptal ücreti ödenmeden yapılan başvurular işleme alınmaz ve sürece devam edilmez (Yön. m. 29/2). Ücretin eksik yatırılması da aynı sonucu doğurur. Ücretin iadesi ise yalnızca başvuru değerlendirmeye alınmadan önce yapılan geri çekme taleplerinde mümkündür.
TPMK, iptal talebine ilişkin kararını dosya üzerinden verir. Taraflarca sunulan belgeler, itirazlar ve deliller üzerinden yapılan bu değerlendirme süreci yazılıdır; duruşma yapılmaz. Karar üç şekilde olabilir:
· Markanın kısmen iptali: yalnızca belirli mal/hizmetler yönünden tescilin sona erdirilmesi
· Markanın tamamen iptali: tüm tescil kapsamı açısından markanın geçersiz kılınması
· Talebin reddi: iptal şartlarının oluşmadığı kanaatiyle talebin geri çevrilmesi
SMK m. 27’ye göre iptal kararları kural olarak ileriye etkili (ex nunc) olup, marka hakkı iptal talep tarihinden itibaren geçersiz sayılır. Ancak, iptal sebebinin daha önce gerçekleştiği ispat edilirse, iptal kararı geçmişe etkili (ex tunc) olarak da uygulanabilir[4].
İptalin sonuçları şunlardır:
· Marka sicilden silinir.
· Marka sahibinin ilgili sınıflarda koruma hakkı sona erer.
· Marka temelli lisans, rehin ve sözleşmelerin geçerliliği etkilenebilir.
· Tüketici ve ticaret hukuku bakımından ilgili sonuçlar doğar.
TPMK tarafından verilen iptal kararlarına karşı başvuru sahibinin ve ilgili üçüncü kişilerin itiraz hakkı bulunmaktadır. Bu hak iki aşamalı olarak işletilir:
· İlk olarak, iptal kararına karşı kararın bildiriminden itibaren iki ay içinde TPMK bünyesindeki Yeniden Değerlendirme ve Değerlendirme Kurulu'na (YDDK) itiraz edilebilir (Yön. m. 34).
· YDDK’nın kararına karşı ise, kararın tebliğinden itibaren iki ay içinde Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’ne başvurularak iptal davası açılabilir.
Bu süreçte, başvuru sahibi ve marka sahibi taraflar arasında idari başvuru ve yargısal denetim mekanizmaları birlikte işler. Yargı kararı kesinleştiğinde TPMK sicil kayıtları buna göre güncellenir.
Çolak, H. (2020). *Marka Hukuku Açısından Hükümsüzlük ve İptal Sebepleri*. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık.
Sınai Mülkiyet Kanunu [SMK], Kanun No. 6769, 10 Ocak 2017 tarihli Resmî Gazete, sayı 29944.
Regulation (EU) 2017/1001 of the European Parliament and of the Council of 14 June 2017 on the European Union trade mark. *Official Journal of the European Union*, L154/1.
Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname [KHK], No. 556, 1995 tarihli Resmî Gazete, sayı 22326.
T.C. Resmî Gazete. (2023, 22 Nisan). *Sınai Mülkiyet Kanunu Uygulama Yönetmeliği*. Sayı: 32170.
Kılıç, A. (2019). *Marka Hukuku ve Uygulamaları*. Ankara: Seçkin Yayıncılık.
Özsunay, E. (2018). *Fikri Mülkiyet Hukuku Genel Esaslar*. İstanbul: Beta Yayınları.
Tekinalp, Ü. (2021). *Fikri Mülkiyet Hukuku*. İstanbul: Vedat Kitapçılık.
WIPO (World Intellectual Property Organization). (2020). *WIPO Intellectual Property Handbook*. Geneva: WIPO Publications.
Karahan, S. (2022). Markanın Jenerikleşmesi ve Hukuki Sonuçları. *Legal Fikri ve Sınai Haklar Dergisi*, 18(2), 153–169.
Tekinalp, Ü. (2021). Fikrî Mülkiyet Hukuku (6. bası). İstanbul: Vedat Kitapçılık.
Yusufoğlu Bilgin, F. (2020). Kullanım niyeti olmaksızın markanın kötüniyetli tescili ve hükümsüzlüğü. In T. Memiş (Ed.), Fikri Mülkiyet Hukuku Yıllığı 2019 (Cilt 9, ss. 345–377). Ankara: Yetkin Yayınları.
[1] GÜNEŞ, s. 466, ÇOLAK, s. 933.
[2] ÇOLAK, s. 1031. Çolak’a göre, ilgili kişiler kavramı geniş yorumlanırsa, markanın tescil
kapsamındaki mal ya da hizmetler yönünden tüketiciler de dahil olmak üzere, sektördeki rakipler, ticaret odaları, meslek örgütleri, kamu kurum ve kuruluşları, tüketici dernekleri ve menfaati zarar görenler gibi çok geniş bir kitlenin iptal talebinde bulunabilecekleri söylenebilir. Eğer bu kavram dar olarak yorumlanacak olursa sadece sektördeki rakipler ve menfaati zarar görenler gibi daha dar bir çerçevedeki kimselerin iptal talebinde bulunabileceği söylenebilir.
[3] KARAHAN, Hükümsüzlük, s. 128.
[4] Tekinalp, 2021, s. 589